| Atarita sizin için inceledi! Editörlerimiz her oyun incelemesine saatlerce emek harcıyor ve bilmeniz gereken tüm detayları objektif şekilde ele alıyor. Nasıl yaptığımızı merak ediyorsanız inceleme politikamıza göz atabilirsiniz. |
Resonance: A Plague Tale Legacy’nin PC ön inceleme kopyası, Focus Entertainment tarafından Atarita’ya gönderilmiştir.
Selam! Bugün sizlerle tanıdık ve tarihi bir yolculuğa çıkıyoruz. A Plague Tale serisinde trajik de Rune kardeşlerin talihsiz kaderlerine tanıklık ediyorduk. Bu sefer biraz daha zamanı başa sarıyoruz ve ikinci oyunda aramıza katılan Sophia‘ya odaklanıyoruz. Kadersiz kardeşlerin adeta kader ortağı hâline gelen karakterimizin başından geçenler, aynı zamanda seriyi bambaşka bir seyre sokuyor. Sizler için öncül hikâye olarak bizlere sunulan Resonance: A Plague Tale Legacy‘i ön inceleme fırsatı buldum. Kafanızdaki soru işaretlerini gidermek üzere buradayım. Gelin, Deniz Akrebi lakabını alan karakterimiz nasıl yollardan geçmiş, birlikte inceleyelim.
A Plague Tale mirası genişliyor, tarihiyle bizi geçmişten yeni bir maceraya taşıyor
Resonance: A Plague Tale Legacy, ön incelemeyle birlikte oyunun ilk kısımlarından iki bölümü bizlere oynamak için sunuyor. Önceki oyunlar 17 bölüm içerdiği için bunda da benzer bir gidişat izleyeceklerini öngörüyorum, yoksa bu konuda bir bilgim yok. Ancak seçilen bölümler oyunun ana mekaniklerini ve bizi kabataslak bekleyen tüm seviye tasarım ögelerini temelde içeriyor gibiydi. Dürüst olmak gerekirse, A Plague Tale serisi hikâyesiyle ve bunu oyun içerisinde işleme şekliyle oldukça ilgimi çekiyordu. Yine de oynanış açısından birtakım tasarım seçimleri zaman zaman sabrımı oldukça sınıyordu. Fakat hakkını yememek lazım.

Geliştiriciler her oyunla birlikte tüm geri dönütleri değerlendirmeye sokmuşlar. A Plague Tale: Requiem‘le karşılaştırıldığında bu oyunda teknolojik açıdan büyük bir gelişme olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Optimizasyon daha başarılı hâle getirilmiş. Özellikle ikinci oyunda sık sık yakındığım yükleme ekranları çabucak geçiveriyor. Görsel kalite yükseltilmiş, animasyon kalitesinde de bunu gözlemlemek mümkündü. Sinematik sahnelerde animasyonu sorguladığım kısa bir an harici kesinlikle olumlu düşünüyorum.
İlk oyundan itibaren başarılı bulduğum düşmana temas anı ve geri dönütteki tok hissi, bu oyunla birlikte çok daha yoğun bir hâl alıyor. Karakterimiz Amicia‘nın aksine Sophia, yakın dövüşte ustalaşmış birisi ve bunu her açıdan gözlemliyoruz. Ön inceleme standart olarak normal zorlukta bizlere sunuluyordu. Bu hâliyle bize eşlik eden yoldaşımız kadar düşmanların da yapay zekâsını takdire şayan buldum. Dövüş sekansları oldukça akıcı ve zaman zaman affedici olmaktan da kesinlikle uzaklar. Su gibi akıp giden, o öldürücü hançer savaşlarından bir kesit mi arıyorsunuz? Hah, işte doğru oyundasınız!

Sophia, hançeri ve çevik hareketleriyle her tarz düşmanı alaşağı edebilecek kabiliyette. Tabii, biz de ölümsüz değiliz ya! Üç bölmeli sağlık kutucuğumuz, bizi ölümden alıkoyan yegane unsur. Düşmanların saldırılarından dikkatlice kaçınmalı, yapabilirseniz savuşturup onları sersemletmelisiniz. Çoğu sizden çok daha fazla cana sahip ama üzülmeyin, siz daha hızlısınız. Onların bir sersemlemesi çoğunlukla toprağı boylamalarına mâl oluyor. Öldürdüğünüz her düşman, size bir kutucuk can sağlıyor. Savaşlarda kabiliyetinizden sonra dayanağınız tek bu oluyor. Tabii, siz yine de dikkatli oynayın derim. Düşmanlar kolay kolay tek başlarına gelmiyorlar ve sizi temin ederim, sizi alaşağı etmek için her hamleyi deniyorlar.
Yakın ve uzak dövüş olmakla sınırlı kalmayan düşman çeşitliliği, dövüş sekanslarını dinamik tutan önemli unsurlardan birisi oluyor. Doğru anda doğru hamleyi yapmaya çalışırken yoldaşımız da dövüşümüzde bize eşlik ediyor. O olmasaydı hâlimiz ne olurdu, diye düşündüğüm anlar oldu. Bazı zamanlarda bizim yerimize düşmanları yok ettiği bile oluyor, öyle büyük bir yardımcı! Açıkçası ben dövüşleri oldukça keyifli buldum. Gerçekten doğru zamanda doğru tuşa basmak büyük önem arz ediyor ama o kadar beceri istediğini de düşünmüyorum. İlla savuşturma yapmak zorunda değilsiniz, kaçınma hareketi yanı başınızda!
Sophia ile her şey çok daha hızlı. Dinamik dövüşler, beraberinde tehlikeli bulmacaları getiriyor
Sarıyla işaretlenen ve mutlaka o an savuşturma yapmanız gereken hareketlere yetişemiyorsanız bile gözünüz kırmızıyla işaretlenenlerde olsun. Onlardan kaçtınız, kaçtınız! Yoksa kesin hasar alıyorsunuz. Özellikle uzaktan saldırı yapanlarda buna dikkat etmekte fayda var. Onları yere çekmek de ayrı keyifli, benden söylemesi. Yoldaşımızın ne kadar yardımcı olduğundan bahsetmiştim, değil mi? Çoğunuzun sinir olduğundan emin olduğum önceki oyunlardaki bulmaca sekanslarında yaşanan o hareket döngüsünde de çözüme gidilmiş. Artık bulmaca sekansları da dövüşler kadar akıcı ve keyifli!

Sophia birazcık dominant bir karakter, her hâlinden belli. Hikâyeye uygun olarak da böyle bir tasarıma gittiklerini söyleyebiliriz ancak bu durumun genel bir törpüleme olduğunu düşünüyorum. İlk oyunlardaki gerilim unsuru seviye tasarımlarından arındırılınca farklı şekilde yeniden yazılıyor: Bol tuzaklarla dolu acımasız alanlar, en ufak yanlış hamleyi bile affetmeyecek şekilde dizilmiş. Karanlığın ardında ürpertici sırlar saklı. Her anlamda ilk oyunların üstüne koyan bir deneyim bizleri bekliyor.
Işık oyunlarıyla çeşitlendirilmiş bulmacaları ne çok komplike ne de çok basit buldum. Bir süre sonra ipucu hakkının çıkması da oldukça oyuncu dostu bir tasarım seçimi olmuş. İpucu baloncuğunun kısa bir sürede çıkmaması ve zorunlu olarak oyuncuyu cevaba itmemesi doğru bir karar. Hiç olmayabilir miydi? Tabii, ama olacaksa bu şekilde olması çok daha doğru olacaktır. İpuçları yalnızca kullanıcı arayüzüyle bizlere verilmiyor, oyun içerisine entegre olanlar da bulunmakta.

Sophia‘nın kitabı, oyun boyunca en büyük dostunuz olacak. Tabii, sadık yoldaşımızdan sonra demek lazım. Hikâye ilerledikçe Sophia kitaba daha çok not alacak, bazı notlar çok daha sonradan bir anlama varacak. Ne yapacağınıza karar veremediğiniz durumlarda ilk olarak kitaba bakmanızı öneririm. Serinin diğer oyunlarında seviye tasarımları yer yer çizgisel, yer yer biraz daha keşfe açık olsa da bu konuda da Resonance‘ın yine önde olduğunu düşünüyorum. Sophia‘nın gelişim standardı, Amicia‘dan oldukça farklı. Eklediğimiz boncuklar ve bulduğumuz hazinelerle karakterimiz envanter’den gelişim gösteriyor.
Tamamen oyuncu inisiyatifine bırakılmış bir bulmacayla çok daha iyi bir hançere ulaşmanız mümkün. Tabii, tüm bu arayışları ne kadar güven içerisinde yaparsınız, onu bilemem. Minotor’un Adası olarak bilinen Girit, mitolojik tarihi iç içe hikâyemizin eşlikçisi hâline getiriyor. Theseus geçmiş anlatımla adeta yeniden vücut buluyor, Sophia tüm bu işaretlerle birlikte zekâsını kullanarak tüm engelleri aşmaya çalışıyor. Neredeyse her an temponun yüksek olduğu ve bunu farklı mekaniklerle koruyan yapısı, bana kalırsa oldukça ümit vadediyor. Tam sürümünün serinin diğer oyunlarından çok daha başarılı bir oynanış sunacağını umuyorum.
Resonance: A Plague Tale Legacy, seriye teknolojik çağ atlatıyor ve gerilimi iyice arttırıyor. Aksiyon-macera tutkunları radarına mutlaka almalı!
Anlayacağınız, oldukça eğlenceli bir serüven bizleri bekliyor. Dövüşler akıcı, tehlikeyse daha acımasız ve hızlı… Yaklaşık 3 saatlik oynanışla benim de bilgilerim oldukça sınırlı. Ancak oyunun her bir anından oldukça keyif aldığımı ve ilerlemek için merak uyandırdığını söyleyebilirim. Gerilim düzeyini oldukça yukarı çekmişler. Biraz iddialı konuşacağım ancak doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Resonance: A Plague Tale Legacy, bazı sekanslarda neredeyse bir korku oyunu gerilimine ulaşabiliyor. Diğer oyunların bu boyutta gerilim sunduğunu düşünmüyorum.

Seri hâlihazırda atmosfer anlamında başarılıydı. Müzikleri ve görsel alıcılığa sahip grafiklerinin bütünlüğüyle etkileyici bir yaklaşım sunuyordu. Bunu karanlıktan gelen bir tehlikeyle birleştirirseniz başarılı bir örnek olması işten bile değil. Doğru bir benzetme olur mu, emin değilim, ancak Minecraft oynuyorsanız bunu tam olarak şöyle anlatabilirim: Warden ve onun bulunduğu alanı anımsatıyor. Öyle bir farktan bahsediyorum. Tabii, böyle deyince beklentinizi arşa çıkartmak da istemem. Ancak bazı oyuncular için çok daha gerici bir süreç sunacağından eminim. Böyle söylemek daha doğru olacaktır.
Diken üstünde, hızlı ve dikkatli hamlelerle ilerlemeye çalışacaksınız. Oyun tam olarak bu şekilde özetlenebilir. Sophia, oyunun her alanında bu yaklaşımı farklı yorumlamalarla uyguluyor. Oyunda bizi daha neler bekliyor ve nereye bağlanacak, kesinlikle merak ediyorum. Benim de fazlasıyla sorum bulunmakta. Özellikle de denizde mavi ışıldayan planktonlar gibi oluşan izlerin olayını tam olarak öğrenmek istiyorum. Acaba onlardan mı esinlenmişler? Gördüğümde aklıma direkt onlar geldi. İnternette aratırsanız ne demek istediğimi tam olarak anlarsınız.

Dövüşler temel hâlde bile gayet keyifliydi. Bu keyfi daha yoğun hâle getirmek isterseniz çözümü basit: Etrafta ışıldayan rezonans puanlarını topladığınız takdirde yeni hareketler açabiliyorsunuz. Tabii, bununla sınırlı kalmıyor, takılar da size ek özellikler sağlıyor. Bunlar, kritik vurma şansını yükseltme ya da düşük olasılıkla ölümcül saldırıdan sağ kalma gibi çeşitleniyor. Daha ne olsun? Bu acımasız adada hayatta kalmak için ne gerekiyorsa onu yapmalıyız. Bu da bol bol araştırma, keşif ve dövüş demek.
Her ne kadar dövüşlerde refleks önemli olsa da bir yerden bir yere atlarken çabuk tuşa basma gerektiren sekanslar bulunmuyor. Yakın zamanda Rise of the Tomb Raider oynadığım için elim hep öyle şeyler bekliyor ama bu oyun o konuda daha net. Yaptın, yaptın. Yapamadın… Eh, pek yapamama şansınız yok zaten. Tahminen can sıkıcı olabilecek bazı unsurların denemesini yaptığım kadarıyla oyunun mekaniksel olarak animasyonu yeterince pürüzsüzleştirilmiş. Saldırma kararı verdikten hemen sonra savunmaya geçebiliyorsunuz. Bekleme gibi bir cezalandırıcı unsur ya da animasyon gecikmesi söz konusu değil. Yapı olarak acımasız olmaya meyilli ve oldukça akıcı bir aksiyonda aksi düşünülmemeliydi zaten.
Bana kalırsa A Plague Tale serisiyle ilgiliniz olsun, olmasın, aksiyon-macera türünü seven herkes bu oyunu mutlaka radarına almalı. Seriden 15 yıl önce geçmesi sebebiyle hikâyeyi önceden bilme gerekliliği gibi ek unsurlar bulunmuyor. Tamamen deneyimlemeye odaklanın. Eğer geri kalanı da oynadığım bölümler gibiyse kesinlikle tatmin olmuş ayrılacağınızı düşünüyorum. Ayrılacağımızı desem daha doğru olacaktır. Tabii, böyle diyorum diye beklentinizi çok yükseltmeyin. Her zaman ortalama bir beklenti en kârlı dönütü sağlar derim. Önceki oyunları oynadıysanız ona göre düşünceleriniz oturmuştur.
Benim deneyimim bu şekildeydi. Resonance: A Plague Tale Legacy, 27 Ağustos’ta çıkıyor. Bu oyunla ilgili önceden özel bir beklentim yoktu. Fakat artık Sophia‘nın esrarengiz keşfine yeniden ortak olmak için sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım böyle konuşmamın hakkını verir… Ne diyelim efen’im, hayırlısı.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım sorularınıza bir nebze de olsa cevap olabilmişimdir. Geri kalanına birlikte kafa verelim, soru işaretlerimizle birkaç ay daha bekleyelim. Siz ne düşünüyorsunuz, onu da duymak isterim. Bir beklentiniz var mıydı? Onları karşıladı mı, yoksa çok daha farklı mı çıktı? Düşünceleriniz nedir? Yorumlarınızı bekliyorum.
Bir sonraki oyuna kadar görüşmek üzere! İyi oyunlar ve sağlıcakla kalın.

