The Blood of Dawnwalker İnceleme

Atarita'da reklam ve sponsorlu içerikler açıkça belirtilmiştir. Bunun dışındaki hiçbir içerik ticari bir ortaklık sonucunda hazırlanmamıştır. Bkz: Editöryal Standartlar

Paylaş

The Blood of Dawnwalker’ın PlayStation 5 inceleme kopyası, Bandai Namco tarafından Atarita’ya gönderilmiştir.

The Blood of Dawnwalker, özellikle Witcher serisini sevenlerin kısa sürede ilgisini çekmeyi başaran bir oyun oldu. Nitekim The Witcher 3: Wild Hunt içerisinde çalışmış geliştiricilerin elinden çıkan bu oyun, narrative sandbox konusunda iddialı bir konumda yer almak istiyor. Geceleri vampir olduğumuz, gündüzleri ise normal bir insan olarak oynadığımız bu yapıma gelin hep birlikte bakalım dilerseniz;

The Blood of Dawnwalker, 2026’nın heyecan verici oyunlarından biri

2026 içerisinde birbirinden şahane oyunlar oynadık. Bu sene oyun sektörü açısından inanılmaz iyi bir yıl olmaya devam ediyor. Özellikle benim de son zamanlarda merakla beklediğim The Blood of Dawnwalker’da bunlardan birisi. İlk duyurulduğu andan itibaren beni kültürüyle içine çekmeyi başarmıştı zaten. Oyunu yaklaşık 1-1.5 hafta boyunca oynadım. Hikâye elementleri, combat tarafı, gece-gündüz döngüsü, görev şeması ve daha birçok şeyi birlikte konuşacağız.

The Blood of Dawnwalker hikâyesi çok sakin başlayıp bir anda alevlenebilen bir yapıda. Önce size dünyayı tanıtmak amacıyla klasik giriş görevleri yaptırılıyor, ardından sizi bir anda dünyasının karanlık çukurlarına bırakıyor. Evini geçindirmeye çalışan ve ekmek kazanma derdinde olan ana karakterimiz Coen, ailesiyle birlikte yaşıyor. 3 kardeşi, annesi ve babasıyla birlikte köyünde kıt kanaat geçiniyor. Kara vebanın tarihi ve insanları değiştirdiği bu dönemde, bazı kadim vampirler saklandıkları yerlerden çıkarak hem bu hastalığı hem de toplumsal çöküşü kullanıp Coen ve ailesinin yaşadığı bölgede (vadide) hüküm sürüyor. Vrakhir adı verilen bu vampirler, halkın gözünde iyi görünmek için harç ve vergi gibi şeyleri kaldırmış olsa bile, köylülerin kanlarını kullanarak hayatlarına devam ediyorlar. Yani veba salgını ve toplumsal çöküşten fırsat bularak kötünün iyisine alıştırmışlar herkesi.

Bazı dönemler bu Vrakhir’ler köylülerden kan almak için kendilerince bir nevi “kutlama” olarak adlandırdıkları bir gece düzenliyor. Bu gece ise tahmin edebileceğiniz gibi hikâyemizin başlamasına sebebiyet veriyor. Köyü basan Vrakhir’ler, tüm evleri yerle bir edip Coen’in ailesini de kaçırıyor. Bu süreçte Vrakhir’lerin başı olan Brencis ile kapışan Coen, ölmekle ölmemek arasında kaldığı bir sürece giriyor. Brencis’in ısırığı ile ölmesi gerektiği yerde gizemli bir şekilde hayatta kalıyor ancak ne tam bir insan olabiliyor ne de tam bir vampir. Vrakhir’ler gündüzleri güneş ışığına çıkamazken Coen rahatça gezebiliyor mesela. İki dünya arasında sıkışıp kalmış bir varlık oluyor. Daha sonra insanların ona Dawnwalker olarak seslendiğini duyuyoruz. Böylece anlıyoruz ki, Coen aslında çoğu insan tarafından kurtarıcı olarak görünen ve bu Vrakhir tiranlığının sonunu getirecek olan, kaba tabirle “seçilmiş kişi” oluyor.

Oyunun dünyası çok güzel dizayn edilmiş

Son yıllarda açık dünya oyunları beni biraz yoruyor. Bu sebeple içine dalmak için gerçekten o dünyayı merak etmem gerekiyor. Fakat Dawnwalker bana bu dünyayı merak ettirmeyi rahatlıkla başardı. Her köşe bucağında adeta ayrı bir minik dünyanın yer aldığı, kurtarılmayı bekleyen masum insanların bulunduğu, yoklukla baş etmeye çalışan köylülerin olduğu, Vrakhir askerlerinin esir aldığı masum insanların kurtarılmayı beklediği bir dünya var karşımızda. Yani oyun, insanların yaşadığı çaresizliği çok ama çok iyi gün yüzüne çıkartıyor. Veba’dan dolayı kırılıp geçilmiş toprakların peşinde dolaşan Vrakhir’lerin yarattığı o acımasız ve karanlık bulutların gezindiğini her köşe bucak görebiliyorsunuz.

Oyunun açık dünyası çok fazla büyük değil. Yani bence tam olması gerektiği kadar büyük. Ben oyunu 44 saatte bitirebildim. Zaten 40 ila 70 saat arası bir oynanış süresi bulunuyor. Ama isterseniz oyunu 20 saat içerisinde de bitirebilmeniz mümkün. Buna olanak tanıyan görev ve zaman döngüsünden biraz sonra bahsedeceğim. Sizi özgür bırakan ve seçimlerinizin gerçekten ciddi sonuçlar doğurduğu bir dünyaya ev sahipliği yapıyor bu oyun.

Görevleri dikkatli seçmeniz lazım

Dawnwalker biraz ilginç bir görev yaklaşımına sahip. Ana hikâye odağında kaçırılan ailemizi bulmak ve bu laneti yaşatan Vrakhir’lerden intikam almak var. Tabii bu süreç içerisinde birbirinden farklı karakterler tanıyarak onların hikâyelerine de ortak oluyoruz. Hatta bazı kişisel hikâyeler, bizim peşinde koştuğumuz intikam hikâyesine bile bağlanabiliyor. Ancak bu süreç bir zaman mekaniği üzerine kurulu. Ailenizi kurtarmanız için sadece 30 gününüz bulunuyor. Bu 30 gün içerisinde oyunu bitirmelisiniz.

Dediğim gibi oyunda bir gece-gündüz sistemi var ve bazı görevler gündüz yapılabilirken, bazı görevler ise gece yapılıyor. Ayrıca çoğu görevin bir zaman geçirme mekanizması var. Yani bir ana görev yaptığınızda gün birden bitebiliyor ve gündüz geceye dönüşebiliyor. Veya bir yan görev tercih ettiğiniz zaman ise günün yarısı gidebiliyor. Açık dünyada gezmek, lokasyonlar keşfetmek ve soru işaretleri gibi yan aktiviteleri yapmak çok fazla zaman tüketmiyor ancak temel görev şeması bu zaman üstüne kurulu olduğu için yapacağınız görevleri çok iyi seçmeniz gerekiyor. Mesela karakteri geliştirmek yerine insanlara yardım ettiğiniz veya Vrakhir ordularını kesip biçtiğiniz bir senaryo içerisindeki 30 günü tükettiğiniz zaman resmen oyunda hiçbir şey yapmamış gibi oluyorsunuz. Bunun dengesini oyunda inanılmaz iyi tutturmak gerekiyor. Bazı görevlere öncelik vermelisiniz çünkü her yaptığınız görev zamandan biraz yiyor ve bu sebeple ailenizi kurtarmak için kalan süreniz de canla başla azalmaya başlıyor.

Ayrıca oyunun çok özgür bir görev ve ilerleyiş döngüsü mevcut. Yani ailenizi hangi yoldan ve nasıl kurtaracağınızı kendiniz seçebiliyorsunuz. Kimlerle iletişime geçeceğiniz, kimlere güveneceğiniz veya kimlerle düşman olacağınız gibi kavramların hepsi size bağlı. Yani benim oynadığım oyunla sizin oynadığınız oyun farklı olacaktır. Ben mesela x yolunu seçip y kişisiyle arkadaşlık kurup z mekanından ilerlemeyi tercih edeceğim bir oyun senaryosu kurarken, siz tamamen bambaşka bir şekilde ilerleyiş sağlayabiliyorsunuz. Haliyle oyunda birden fazla son mevcut. Örneğin peşinde olduğunuz bir Vrakhir’e ulaşmak için onun mekanlarını yerle bir etmeniz gerekiyor. Ama bazen şans eseri bu mekanlara hiç bulaşmadan bir görev sayesinde veya tamamen rastgele bir yere gittiğinizde de o Vrakhir ile karşılaşabiliyorsunuz. Yani bu tamamen şans ve oyun size aslında gerçekten hem yaşayan bir dünya sunuyor hem de kendi iradenizle ilerleyip gerçek bir karar deneyimi yaşamanızı istiyor.

Tabii burada Coen’in kendi içsel ve zihinsel dengelerini de ön planda tutmak gerekiyor. Kendi içerisinde kan arzusu ve insanlığı arasında sürekli bir denge tutturmaya çalışıyorsunuz. Kan içtikçe yozlaşarak vampir tarafınız ağır basmaya başlıyor. Daha agresif seçenekler seçiyor, cevaplar veriyor ve insanlar sizden korkmaya başlıyor. Yavaş yavaş intikam almaya çalıştığınız Vrakhir’lere dönüşüyorsunuz yani. Ama kan içme fırsatlarına aldırış etmeyip daha insancıl yaşamak istediğinizde ise genellikle daha zayıf kalıyorsunuz. Ama vicdanınız ve zihniniz temiz bir şekilde en pürüzsüz kararları da bu an verebiliyorsunuz. İşte oyunda bu dengeyi çok iyi tutturmanız lazım. Çünkü yozlaşma arttıkça işler daha zor oluyor, ama yozlaşma artmadan düşmanlarınız ile savaşmanız da epey bir çetrefilli ve zor oluyor.

Dövüş kısmı biraz düşündürücü

Şimdi size şöyle diyeyim, eğer aklınızda Witcher 3 gibi kılıçla şekilli şekilli döne döne saldırılar yapmak varsa aklınızdan onu çıkarın derim. Dawnwalker, yön tabanlı bir dövüş mekaniğine sahip. Kingdom Come: Deliverance veya For Honor oynayanlar bu dediğimi daha iyi anlayacaktır diye düşünüyorum. Düşmana saldırırken veya düşmandan gelen saldırıyı karşılarken yön tabanlı bir sisteme geçiyorsunuz. Bununla birlikte doğru zamanda parry yapmak veya ağır saldırılardan dodge ile sıyrılmak gibi kritik hamleler de mevcut. Yani kılıcımı çekeyim dümdüz saldırayım olmuyor maalesef. Sakin ve temkinli oynamanız gerek. Gelen her saldırıyı doğru yönde savunmalı ve alabileceğiniz tüm hasarlardan kaçınmalısınız.

Ayrıca oyunda gece ayrı gündüz ayrı yaşadığımız için yine tamamen farklı bir sistem söz konusu. Geceleri bir vampir olarak kılıca ihtiyaç duymadan pençelerinizle saldırılar yapabiliyorsunuz. Daha hızlı ve daha çeviksiniz. Belirli mesafelerde ışınlanabiliyor, can doldurmak için düşman kanı emebiliyorsunuz. Gündüzleri ise gariban bir kılıcınız ve parry-dodge ikiliniz var. Ama her iki koşulda da kullanabileceğiniz hem aktif hem de pasif yetenekleriniz mevcut. Gece ve gündüz olmak üzere bu yetenekler yine ikiye ayrılıyor. Geceleri vampir temalı, pençelerle vurduğunuzda kanama veren veya zamanı yavaşlatabildiğiniz hem pasif hem de aktif yetenekleriniz var. Gündüzleri ise genelde kılıç hasarına veya düşmanı sersemletmeye dayalı olan aktif ve pasif yetenek şemalarınız söz konusu.

Tabii oyunda yön tabanlı bir savaş sistemi var dedim diye hemen korkmayın. Erişilebilirlik seçenekleri içerisinde bu sistemi kapatabiliyorsunuz. Yani ben denemedim ama blok ve saldırı için yapmanız gereken yön mukavemetlerini ortadan kaldırıyor bu özellik. Daha casual ve hikâye tabanlı ilerleme sağlamak isteyen oyuncuların tercih edebileceği bir özellik diyebiliriz.

Ayrıca oyunda beni en çok boğan şey muhtemelen kalabalık gruplarla dövüşmek oldu. Şayet oyununuzu tasarlarken yön tabanlı bir aksiyon sistemi tercih ediyorsanız, 2-3 düşmandan fazla düşman grubu bence tercih edilmemeli. Zaten tek tek saldırmıyorlar yani sağdan soldan her yerden sürekli bir saldırı halindeler ve bu süreçte de bir gözünüz sürekli yön şemasında olduğu için kafanız karışıyor. 5-6 kişilik düşman gruplarında artık eliniz ayağınız birbirine dolanmaya başlıyor, yön şeması da düşman görüntüsünün içerisinde kayboluyor, saçma sapan bir şeyler oluyor. Yani o kalabalıkta hangi yönü savunacağınızı artık kestiremiyorsunuz. Bu bence oyunun en büyük hatalarından birisi. Yani 3 veya 4 düşmana okeyim ki çoğu zaman böyle düşman gruplarıyla karşılaştım ama daha kalabalık sekansların da hiç olmaması gerekiyordu bence.

Görsellik, oyunculuklar ve müzikler

Yalan söylemeyeceğim, ben oyunculukları pek beğenmedim. Coen dahil her karakter oldukça soğuk ve tepkisiz oynuyor bence. Tek mantıklı gördüğüm oyuncu ana kötü Brencis. Bunun dışında oyunculuklardan pek memnun değilim. Karakterler korktuğu zaman bunu belli edemiyor, meraklı bir anda bunu hissettiremiyor. Mimikler maalesef yetersiz kalmış. Keza seslendirme açısından da aynı şeyleri düşünüyorum. Yani genel oyun döngüsü içerisinde maalesef anlık duyguları bana bir türlü geçiremediler.

Ancak oyunun müzikleri ve atmosferi inanılmaz iyi. Ben her zaman derim; bir oyunun atmosferi iyiyse o oyun beni her zaman içine çekmeyi başarıyor diye. Dawnwalker’da keza aynı şekilde. Zaten Witcher esintili bir havaya ve auraya sahip olduğu için beni tamamen içine çekmeyi başardı. Manzaralarını, -özellikle- şehir atmosferini ve görselliğini de baya beğendiğimi söylemem lazım. Dönemin hissiyatını hem müzikler hem de görsellik açısından harika yansıtmayı başarabilmişler.

Teknik açıdan nasıl?

Ben oyunu temel PlayStation 5 üzerinde oynadım ve belki sosyal medyada görmüşsünüzdür, oyun 30 FPS. Yani kalite modunda 30, dengeli modunda 40 FPS alabiliyorsunuz. İlk gün yaması ile 60 FPS sunulacak ancak benim gibi oyunu önceden oynama şansına sahip olan herkes ya 30 yada 40 FPS oynadı. Bu da haliyle oyunun yapısında biraz zorlanma teşkil ediyor. Özellikle yukarıda da bahsettiğim gibi kalabalık düşman grupları içerisinden çıkmak zaten zordu, bir de işin içine düşük kare hızı girince daha da zor olmaya başlıyor. Tabii dediğim gibi ilk gün gelecek güncelleme ile birlikte oyuna 60 FPS desteği de sunulacak.

Bunun dışında oyunda herhangi bir kırıcı hata ile karşılaşmadım ama bazen kamera açıları gerçekten beni terletti diyebilirim. Özellikle çatışma anlarında ve şayet kapalı bir mekandaysanız maalesef kamera açıları biraz sinir bozucu olabiliyor. Ama bu tür şeylerin de güncellemeler ile rahatlıkla çözülebileceğini düşünüyorum ben.

The Blood of Dawnwalker özünde iyi bir oyun. Gece-gündüz döngüsünü birbirine karıştırmadan adeta ikili bir hayat yaşatmasının yanı sıra, ilgi çekici hikâye akışı ve özgür bırakan görev sistemiyle karşımıza çıkıyor. Kimle nasıl bir yola girmek istediğinizi kendiniz seçebiliyor, yozlaşıp bir vampir mi yoksa insanlığını koruyan bir savaşçıya mı dönüşmek istediğinize de tamamen kendiniz karar veriyorsunuz. Özellikle yorucu açık dünyalardan sıkılan ve daha makul bir sistemde oynamak isteyenler için bence kaçırılmayacak bir oyun. Yan görevleri ve harita aktiviteleri de birbirini tekrar eden sıkıcı içeriklerden ibaret değil. Bu sebeple Dawnwalker keyif alarak oynadığım ve muhtemelen ilk gün güncellemesinden sonra 60 FPS ile bir kere daha baştan sona bitireceğim bir oyun olmayı başardı.

Atakan Gümrükçüoğlu
Atakan Gümrükçüoğlu
Babadan gelme video oyun tutkunluğumun önüne geçemiyor, yazdıkça yazıyor ve en sonunda tekrar oyun oynuyorum. Fighting Force ile başlayan maceram günümüz popülaritesine kadar uzanıyor...

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Daha Fazla Atarita

Oyun Gündemi:

The Blood of Dawnwalker'ın PlayStation 5 inceleme kopyası, Bandai Namco tarafından Atarita'ya gönderilmiştir. The Blood of Dawnwalker, özellikle Witcher serisini sevenlerin kısa sürede ilgisini çekmeyi başaran bir oyun oldu. Nitekim The Witcher 3: Wild Hunt içerisinde çalışmış geliştiricilerin elinden çıkan bu oyun, narrative sandbox konusunda...The Blood of Dawnwalker İnceleme