| Atarita sizin için inceledi! Editörlerimiz her oyun incelemesine saatlerce emek harcıyor ve bilmeniz gereken tüm detayları objektif şekilde ele alıyor. Nasıl yaptığımızı merak ediyorsanız inceleme politikamıza göz atabilirsiniz. |
Deltarune’ın PC inceleme kopyası, Atarita’ya gönderilmemiştir. Atarita, incelemek için oyunu kendi imkanlarıyla edinmiştir.
Selam! Deltarune‘da festival vakti geldi de çattı. Bir yılın ardından, nihayet oyunun 5. bölümü bizlerle. Toplam 7 bölümden oluşacak Deltarune, geliştirici Toby Fox‘un belirttiği üzere bitmeye çok yakın. İyimser bir bakış açısıyla 2026 yılı bitmeden tamamlanması öngörülen 6. bölümün ardından, 7. bölüm ile efsanevi yolculuğumuz sona erecek. Her bölümle birlikte farklı mekânları konu alan yolculuğumuz, bizi yeni mekanikler ve çeşitliliklerle ödüllendiriyor. Bu inceleme Deltarune‘u güncel takip edenler kadar tam sürümünü bekleyenleri de sevgiyle kucaklayacak. Tabii, bir noktaya kadar. Gelin, bizi neler bekliyor, detaylarına bakalım.
Festival kapıda, aşk dorukta! Beşinci bölümle birlikte tomurcuklanan ilişkiler çiçek açıyor, bazı umutlar kökünden kopup geliyor
Kehanet bir bir işlemeye devam ediyor ve bizi öngörülebilir gelecekte büyük gizemler bekliyor. Her yeni bölümle birlikte “İşler daha ne kadar değişebilir?” sorusuna cevap buluyoruz. Tabii, her biri daha büyük soru işaretleriyle bizleri karşılıyor. Aydınlıklar‘ın modern dünyasında her şey normalken, Karanlıklar‘ın dünyası daha nice gizeme gebe oluyor. Her bölümde yeni bir Karanlık Dünya ile uğraşıyoruz. Yeni varlıklar ve beraberinde ikonik bir bölüm sonu canavarı da bizleri bekliyor.

Deltarune, 5. bölümle birlikte adeta kendi sınırlarını yıkıyor. Bölüm süresince sık sık 2 boyutlu yapısını kırıp 2.5 boyutlu bir platform oyununa eviriliyor. Evet, yanlış duymadınız. Karanlık Dünyalar kendi özelinde bize farklı oynanışlar sunabiliyor. Zamanında klasik Zelda oyunlarından çıkma bir deneyimi bile Kris aracılığıyla yaşamıştık. Bu sefer farklı platformlarla etkileşimimiz, 4. bölümdeki tırmanma mekaniğiyle sınırlı kalmıyor. Özel bir güce sahip tüy, belli alanlarla etkileşime geçtiğimizde oyunu adeta tepetaklak ediyor!
Açıkçası bu sekanslar için ayrı olarak tebrik etmek gerek. Bu kadar akıcı bir şekilde dizaynı oyunun konseptine uygun hâle getirebilmek ve bunu eğlenceli kılmak da önemli. Sıra tabanlı aksiyondan arınmış, gerçek zamanlı bir akışa eviriliyoruz. Platform kısımlarında bizi bekleyen engeller her zaman karşı koyabileceğimiz şekilde değil. Hareketlilik gerektiriyor. Bu yapıya çok yabancı değiliz, bunu Undertale‘den beri görüyoruz. Ancak aktif bir şekilde hareket ederken Ralsei ve Susie‘ye bize yardım edecek komutlar vermemiz, işte bu yeni bir şey.

Ralsei kimi zaman belli platformları aşağıya çekiyor ya da doğrudan bize yeni bir platform oluyor. Susie ise yönlendirmelerimizle bir şeylere saldırıyor, tetikliyor ya da yok ediyor. Bir tuşla aktifleşen komut özelliğiyle birlikte zaman duruyor, böylece hareket hâlinde sorun yaşamadan yönlendirme yapabiliyoruz. Keşif açısından oldukça yenilikçi bir oynanış sunuyor. Bu bölüm, kendi çapında küçük bir Metroidvania özelliği görüyordu. Ancak bu mekanik aktifken kayıt noktalarıyla etkileşime giremememiz, temkinli yaklaşmak için de bizleri uyarıyor. Keşif ve savaş hibriti sekansların ardından aynı yolları gitmemek için gözleriniz mutlaka kayıt noktalarını arasın derim.
Merak etmeyin, Deltarune kayıt noktaları konusunda oldukça insaflı! Gizli sandıklar gibi oyuncuya bağlı etkileşim gerektiren unsurlar haricinde her yol oyuncu dostu oluşturulmuş. Söz konusu birden fazla gidişat varsa muhakkak bir şekilde hepsine gidiyorsunuz. Gidemediniz diyelim, bölüm sonuna doğru gizemli kapılar aktif olduğu için kısa yolla bunu her türlü yapabilir oluyorsunuz. Bölüm sonu canavarı dahi sizi hazırlıksız yakalamıyor. İstediğiniz herhangi bir an geriye dönüp hazırlığınızı yapmanız mümkün. Her kayıt noktası karakterlerinizin canını yenilediği için aynı zamanda ferahlamak için de size kısa bir süre sağlıyor.
Kehanet hızla ileri sarmaya başladıkça biz de denizin dibine atılmış çapa misali içine çekiliyoruz. Yolumuz nereye?
Hikâyemiz ilerledikçe karakterlerimiz karanlığın içine biraz daha çekiliyor. Böyle dediğime bakmayın. Bu bölümde de yine birbirinden renkli, eğlenceli ve komik karakterlerle karşılaştık. Ancak yavaş yavaş bıçak kemiğe dayanmaya başlıyor. Kehanet de beraberinde ilerliyor. İlişkilerin merkezinde olduğu oyunumuz, kahramanlarımız eşliğinde daha dramatik sahnelere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Yalnızca bununla kalmıyor, Deltarune sahiden de her bölümle birlikte biraz daha zorlaşıyor!

Bunun objektifliğini biraz da size bırakıyorum. Her bir karakterin savaş stili farklılık gösteriyor. Elbette ki hangi saldırılarda ne kadar zorlanıldığı oyuncudan oyuncuya değişiklik gösterir. Ancak 5. bölüm bana kalırsa bundan bağımsız olarak da çıtayı yukarıya taşımış. Undertale dahil olmak üzere ruh üzerinden ilerleyen savaş mekaniği baştan itibaren el ve göz koordinatı gerektiriyor. Kalbin nerede olduğuna ve gelen saldırıya dikkat etmeniz, buna göre de kalbi hareket ettirmeniz lazım. Bunun püf noktası küçük ve temkinli hareket etmektedir. Hareket ne kadar beklenmedik olursa olsun, telaştan uzak bir oynanış her zaman günü kurtarır. Tabii, yapabildiğiniz müddetçe.
Oyunu bilgisayardan oynuyorum. Platform kısımlarında klavye kontrolleri çoğunlukla bir sorun çıkartmadı. Ancak saldırı yaptığımızda bizi yukarıya fırlatan ya da küçük çaplı zıplamamızı sağlayan yerleşimler biraz sorun çıkartabiliyor. Tamamen oyuncu inisiyatifine bırakılmış bir alanda bu konuda biraz sorun yaşadım. Tek bir hamle için klavyede bir yerden bir yere ulaşmaya çalışınca elin ayağına biraz dolaşabiliyor. Bu da akıcılığı bozabilir. Benzer bir durum yaşarsanız oyun koluna geçmeniz çok daha rahat olacaktır. O şekilde sorunsuz geçebildim. Diğer türlü kısa bir anlığına Hollow Knight Silksong pogo travmam tetiklenir gibi oldu, yalan değil.

Deltarune, 5. bölümüyle birlikte sizi ısınmakta olan yağlı bir tavadan kurtulmaya çalışır gibi bırakıyor. 2.5 boyutlu platform mekaniğindeki gerçek zamanlı aksiyonları zorlayıcı bulmadım. Hatta oldukça eğlenceliydiler. Ancak artık herhangi bir karşılaşma bile önceki bölümlerde olduğundan çok daha zorlayıcı oluyor. Daha komplike ve hızlı saldırılar, sizi gafil avlayabilir. Özellikle ilk düşmanla bölüm sonu canavarını ayrı ayrı vurgulamak gerekiyor. Dakika bir, gol bir misali kendi zayıf noktama uygun bir düşmanla karşılaşmak başlangıç için tatsız oldu. Olsun, kendisi oldukça tatlı bir karakter!
Oyunu, oyun izin verdiğince barışçıl olarak oynuyorum. Ancak Deltarune‘un ilerleme şeklinin tam olarak buna bağlı olmadığını artık hepimiz biliyoruz. Bazı düşmanlar zorunlu olarak kılıçları tokuşturtuyor, bazılarıysa çiçek uzattırıyor. İşte, bu bölümde bizi bekleyenler hep ikinci cinstenmiş. “Mişli” konuşuyorum çünkü dediğim üzere, benim seçeneğim zaten hep bu şekildeydi. Bana kalırsa dövüşmek dışında farklı eylemler yapmak, geliştiricinin oyunlarında en sevdiğim özelliklerden bir tanesi. Her oyunda zaten kılıç sallama gibi saldırılar gerçekleştiriyoruz. Dövüş ortasında aniden mahkeme gerçekleştirebileceğimiz kaç tane oyun var? Biraz da bunu konuşalım!
Bu bölüm hikâye hakkında neredeyse hiçbir şey söylemiyor, bir o kadar da söylüyor. Küçük detaylarda saklı belirsizlikler, bu yolda ışığımız oluyor
5. bölüm, zaman zaman karakterlerimizi yalnızlaştırmaya da oynuyor. Aklınızdaki stratejiyi unutun! Düşünceleriniz, rüzgârda uçup giden yaprak tanesine dönüşüyor. Rakibinizi okumayı ve kabiliyetinizi öncelikli hâle getirin. Çünkü bu süreçte en çok güvenebileceğiniz şeyler bunlara dönüşüyor. Tabii, imkanınız varsa bol bol sağlık eşyası da depolayın. Yine de bu tarz oyunlarda en az hatayla kurtulmaya öncelik veriyorum. Saldırılar yüksek hasar verdiği için sizi zorlayan savaşlarda çoğunlukla stratejinizde buna yer verecek vakit bile olmuyor.
Genel anlamda 5. bölümün bize sağladığı yenilikler ve düşüncelerim bu şekildeydi. Şimdi diğer bölümleri bekleyen ve sürprizi kaçmasın isteyen okuyucularımızı bir kenara alalım. Biraz daha detaylı ve hikâye ağırlıklı konuşmanın vakti geldi. Hatta geç bile kalmadık mı?

Evet efenim. Bölümümüz, uzun bir süredir bahsi geçen festival gününde nihayet başlıyor. Kimin kiminle gideceği ve neler olacağı büyük merak konusu. Henüz günün başlangıcında gizli sığınağımıza vardığımızda günümüz, herhangi bir an gibi başlıyor. Birbirinden minnoş karakterlerimizle eğlenceli diyaloglar ardından Susie giydirmece oynuyoruz. Tabii, bir anlığına boşluğuma geldi, o kıyafetlerle festivale gidebilecek sandım. Güzel güzel giydirdim hanım kızımızı. Sonra gerçek yüzüme vurdu tabii: Karanlık Dünya‘da var olan en güzel mücevher bile gerçekte çöpten ibaret. Olsun, hayalimizde gayet güzeller!
İlk dört bölümle ilgili incelememi okuduysanız belki hatırlarsınız, ben yine de küçük bir tekrarlayayım: En sevdiğim karakter Susie. Kris ve Susie‘yi shipliyorum. Arkadaşlık da olsa her türlü ilişki odaklı bir oyun olduğu için kendi görüşümü de sizlere bildiriyorum. Kris‘i çoğunlukla cana yakın ancak bazı konularda sert ve net olacak şekilde yönlendirdim. Noelle iyi kız, hoş kız ama bu mevzulardan da bağımsız olarak çok ısınamadım. Kris‘le de aralarını nötr şekilde tutmaya özen gösterdim. Şimdi, burada şöyle bir hatırlatma yapmak isterim:

Oyunda Kris‘i yönetiyoruz, ancak Kris değiliz. Kalp şeklindeki ruh olarak Kris’in ne diyeceğine ve ne yapacağına karışıyoruz. Ve bunun da bazı sınırları mevcut. Kris‘i yapmak ya da söylemek istemediği eylemlere her zaman zorlayamıyoruz. Diyaloglarda çoğunlukla kendi kararlarımız öne çıksa da Kris‘in bunu yansıtma şeklinden bizzat onun ne düşündüğü anlamak mümkün. Burada hem kendi deneyimimi hem de diğer seçenekler göz önünde bulundurularak diğer kişilerin tecrübelerini öne seriyorum.
Bu zamana kadar Kris‘e verdirdiğim cevapların hiçbirinde Kris’in zorlanarak dediğini görmedim. Yine de kendisiyle pek anlaşamıyoruz tabii… En azından bu bölümde çok şiddet görmedik! “Ruha adalet” diye pankart açacağım, az kaldı. Şakası bir yana, Kris‘in Karanlık Dünyaları niçin açtığı gibi detayları bilmesek de genel düşünceleri ortada. Karakterimiz, kısa bir zamandır tanıdığı ve derin bağ kurduğu dostlarını paylaşmaya açık değil. Öyle ki Susie için farklı hisler besliyor. Ancak Susie için işler farklı gidiyor. Kehanete göre her şey daha da hızlanıyor. Aşkı bulan kız, adeta büyülenmiş gibi bunun etkisine kapılıyor. Susie bölüm boyunca Noelle‘den bahsederken Kris olarak inisiyatif alabildiğimiz bazı durumlar oluyor.
Yeni mekanikler, dinamik bir keşif ve aksiyon hibritiyle bölümün su gibi akmasını sağlıyor. Fakat her yenilik iyi demek değil: Kahraman üçlümüzün arasına bireyselleşmeyle birlikte çatlaklardan su mu sızıyor?
Belki bu bölümde doğrudan kendimiz adına bir şeyleri değiştiremesek de festivalde bir şeylerin değiştiği kesin. Sahnede yan karakterlerden birisinin gününü güzelleştirecek bir seçim yapabilmeniz mümkün. Noelle, Susie ve Kris üçlüsü olarak gezdiğimiz randevuda Noelle‘ı dışlayacak hareketler yapabilmemiz de öyle. Dönme dolaba Susie‘yle binmediğimiz takdirde Kris onları görmemizi engelliyor. Daha doğrusu, kendi görmek istemiyor. İstemiyormuş da diyebiliriz. Bu konularda Noelle‘e sert tepki vermeyi tercih ettim. Ve Susie hiç olumsuz tepki vermedi. Yine de gidişatta hiçbir değişiklik yaptığını gözlemleyemedim. Kehanet her türlü gerçekleşecekse bile bazı küçük değişikliklere açık olunabilir, değil mi?

Başka oyunculardan gördüğüm kadarıyla Kris‘in bu bölüm boyunca başkalarıyla yakınlaşabileceği hangi anlar varsa onları aynı şekilde Susie sabote ediyormuş. E be kızım, amacın ne? Ne istiyorsun? Tabii ki de dostluk en kıymetlisidir, daimidir. Ama burada öncelik belirlemek lazım. Susie‘nin durumu çok iyi okuyamadığı aşikâr. Yani Kris‘in başkalarıyla özel anını farklı bir amaçla böldüğünü kesin söyleyemem. Ancak Kris‘in Susie‘ye karşı dostluktan öte bir şeyler hissettiği kesin. Susie fark edemiyor. Ve bana kalırsa bu, ilerleyen bölümlerde sorun oluşturacak.
Kehanet açısından çok büyük bir ilerleme olmadı. Gelişim çoğunlukla ilişkiler odaklı oldu. Bu nedenle biraz daha bu taraftan hikâyeyi konu alıyorum. Ralsei‘ye hislerini daha açık belirtmesini söylememizden bu yana iyi yol almış gibi gözüküyor. Susie daha sevgi sarhoşu ve minnoş bir hâl alırken Ralsei bölümün çoğunda öfkeyle dolaşıp durdu. Burnundan solurcasına çatık kaşlarıyla onu ilk gördüğümde gerçekten afalladım. Ayrıca, kendisinin de birçok şey sakladığını öğrenmiş olduk. Yeniden. Kehanetin gerçekleşeceğinden öyle emin ki bir hamlede geçip gidebileceğimiz yerlerde uğraşmamıza göz yumuyormuş. Yazık günah değil mi bize? Ralsei‘nin de davranışlarını bu bölümde biraz sorgulamadım değil. Herkes birbirine aşık çıkacak en sonunda, hepimiz rahatlayacağız.

Teoriler doğrultusunda burada öne sürebileceğim birçok olasılık bulunuyor. Belki hiçbiri doğru çıkmayabilir. Geliştiricinin oyuncu beklentilerine ters ilerlemeyi sevdiği bir gerçek. O nedenle çok kafanızı ütülemek de istemiyorum. Ama bana kalırsa kehanette kız diye belirtilen dördüncü bir kişi, Susie değil. Her ne kadar bu bölümle birlikte Susie hoşuna giden bir kurdeleyi takmaya başlasa da görüşüm Noelle‘den yana. Ki gidişat da öyle olacak gibi gözüküyor. Love gerçekten aşk mı, yoksa Undertale’deki gibi Level of Violence, yani şiddet seviyesi mi? Noelle içsel karmaşaları olan, biraz uç tabirle gidik bir kız örneği. Kris‘in ismini mezar taşı çizip üzerine yazdığından beri ekstra absürt karşılıyorum. Susie‘yle çok sıradan ve sıkıcı bir ilişkileri var. Pek öyle kalmayacak gibi, hayırlısı diyelim.
Kris‘çiğimiz festivaldeki üçüncü kişi olmaya o kadar dayanamamış ki yeni bir Karanlık Dünya geçidini açıveriyor. Şakası bir yana, plansız iş yaptığını düşünmüyorum. Kris‘in hâlâ neyin peşinde olduğu da meçhul olduğu için kehanet konusunda kafam gerçekten karışık. Yine de Ralsei ne olup bittiğini bildiğine ve bizimle yakınlaşmaya daha da hevesli olduğuna göre işler yolunda olabilir, değil mi? Ne olursa olsun, hem oyuncu hem de Kris olarak bu bölüm işler raydan çıkmış gibiydi. Oyun bunu her şekilde bize ima ediyor. Yalnızlaşmadan kastımı oyunun her kesitinde hissedebiliyoruz.
Bölümün tamamı, Undertale’in 10. yılına ithafen hayranlara tatlı-buruk ve nostalji dolu bir selam niteliği taşıyor. Hepsi bu mu, yoksa daha fazlası var mı?
Buna rağmen bu bölüm oldukça renkli bir tasarıma sahipti. Bu sefer yolculuğumuz Asgore‘un çiçekçi dükkanı içerisinde açılan, öhöm, Kris‘in elinden açılmış bir Karanlık Dünya‘ya oluyor. Asgore‘un özenle baktığı nadide çiçeklerin onu mutlu etmeyi kendilerine görev bildiği, tatlı ve buruk bir yolculuğa atılıyoruz. Çiçek-insan karakterlerimizin hepsi birbirinden komik özelliklere sahip, içten ve izlemesi eğlenceli birer yoldaştılar. Yukarıda isimsiz bahsettiğim şekilde Aqua‘yla uğraşmayı biraz zorlayıcı buldum. Neyse ki bu oyun her zaman farklı gidişatları da göz önünde bulunduruyor. Çabuk sıkılan çiçek arkadaşımızı savaştan bıktırmak da bazı hamlelerle daha kolay hâle gelebiliyor.

Flowey, imajını düzeltmek için Deltarune‘da yeniden beliriyor! İsmine bir r ekliyor ve anime karakteri olma kararı alıyor. Şaka yapmıyorum: Evangelion‘ın yeni içeriklerini ve Darling in the FranXX‘i animasyonlaştıran stüdyo Khara, Deltarune‘da kısa bir kesiti Flowery için bizlere animeleştirerek sunuyor. Karakteri ne kadar seversiniz, bilemem ama Ralsei hiç sevmedi, orası kesin! Sayesinde Ralsei‘nin hiç görmediğimiz taraflarına bu bölüm ile tanıklık ediyoruz. Kris‘ten ziyade Ralsei hakkında soru işaretlerim bu bölüm sebebiyle iyice artmış durumda. Ralsei, bunun bir oyun olduğunun tam bilincinde olabilir. Karakterler gözlerini kapattığında eylem tuşlarını görebiliyor. Yani, bu ekstra bir anlam taşıyacak mı, bilmiyorum. Ama bence önemli olmalı.
Asgore‘un özenle baktığı çiçeklerin her biri, Undertale‘den bildiğimiz ruh tablosuna karşılık geliyor. Aqua sabrı, Seth azimi, Green nezaketi, Yellow adaleti, Orange cesareti ve Blue dürüstlüğü temsil ediyor. Bir eksik var ki o da kararlılık. Eh, o da biz oyuncular oluyoruz. Bunları Undertale‘deki düşmüş insanlar olarak tasvir edilen çocuklara gönderme gibi görsek daha doğru olur. Bazılarının durum bilgilerinde ruhlarına uygun açıklama doğrudan veriliyor. Yine de çağrıştırıyor demek daha doğru olacaktır. Neticede Aqua, her ne kadar renk tanımına uysa da kırmızılık da barındırıyor.
Her biri iyi niyetli, hatta çoğunlukla saf olan karakterlerdi. Yaklaşık 7 saatlik oynanışta karakterlerle bağ kurmanızı sağlayacak samimiyeti oluşturuyorlar. Maalesef ana yolculuğumuzda bize eşlik edemiyorlar ama üzülmeyin! Her biriyle kafe alanında özel görüşme gerçekleştirebiliyoruz. Bence hepsi birbirinden ikonik karakterlerdi. Maceramızın bu bölümle sınırlı olması üzücü oldu.

Toby Fox‘un Japon kültürü sevdasını ve Japon oyuncuların Toby Fox sevdasını mutlaka biliyorsunuzdur. Bu, Japon temasına adanmış bir bölüm ile bence iyice taçlanmıştır. Çiçekler hariç karşılaştığımız canlıların neredeyse hepsi Japon kültürüne özgü tasarlanmışlardı. Özel ilginiz yoksa ne kadar ilginç gelir, emin değilim. Ancak ben de Japon kültürünü oldukça hoş buluyorum. Ve kahramanlarımız eşliğinde güzel tasarlanmış mekânlarda ilerlemek oldukça keyifliydi. Buna eşlik eden yeni platform mekanikleri ve dinamiği adeta tuzu biberi oldu. Oynanış anlamında kesinlikle memnun ayrılıyorum. “Japon kültürü nereden çıktı?” derseniz, Asgore‘un Alphys ile anime serüvenlerini hatırlatırım.
Yine de bölüm sonu canavarının dövüş tasarımından pek memnun değilim. Belki bu da bölüme uygun bir kapanıştır ancak savaş sekansı oldukça kontrolsüz hissettirdi. Hızla akıp giden bir şey var ve onu yakalamaya çalışıyorsun. Karşı gelmek için kısa bir anın var ve onu da temkinli yapmalısın. Böyle bakınca bölümle, hatta Kris‘le de oldukça uyumluydu. Yine de, anlamı bir kenara koyacak olursak, tasarım olarak basit buldum. Yapacağın şeyler öngörülebilir ve yalnızca doğru zamanda basman gerekiyor. Böyle olunca biraz sıkıcı da olabiliyor. Klasik dövüşler açısından kesinlikle favori bölümüm olmadı. Mahkemeyi istisna sayıyorum.
Her zaman savaş başkalarıyla değildir, bazen de kendimizledir. Tüm bu bireyselleşmeler içerisinde bölüm, yalnızlaşmayı merkezine alıyor. Bizi daha neler bekliyor?
Kapanış, canciğer olduğumuz Susie‘nin Noelle‘ı ikili özel maceramıza katmasıyla yapılıyor. Ve bölümümüz bu şekilde sonlanıyor. Susie‘nin önceki bölümlerde Noelle‘e karşı daha çekimser yaklaştığını düşünecek olursak raydan kopmuşçasına hızlanan gidişatı kehanete bağlamak daha doğru geliyor. Ralsei‘nin Asgore‘un görüş alanından mutlak surette kaçması da oldukça şüpheliydi. Asgore‘un gerçek olmayan birisini görmemesi için kaçıyor olması gibi bir bahaneyi doğru bulmuyorum. Asriel‘a benzediği için böyle olması lazım, ki Ralsei zaten Asriel‘ın anagramı. Hah; işte, bu kısım nereye ve nasıl bağlanacak, orasını ben bilmiyorum. Araya çok zaman girdiği için unuttuğum onlarca şey var. Üzerine bir o kadar araştırma da yaptım ama net konuşabilmem imkansız.

Her ne kadar kendim o gidişatı yapmamış olsam da mutlaka değinmek gerekiyor: Tuhaf gidişatta bölüm sadece yarım saat sürüyor. Undertale‘de hatırlarsanız bariyeri kaldırmak için bir insan ve bir canavar gerekiyordu. Tuhaf gidişatta devam ederseniz, oyun sizi doğrudan 7. bölüme bağlamak üzere bekliyor. Ve o kadar. Neyin nasıl olduğunu da söylemeyeyim, o kadarına siz bakın. Ancak Toby Fox‘un tek bir son olacağına dair açıklaması kesinse, bu da biraz şüphe uyandırıcı. Ama net konuşamıyoruz işte. Birçok son olup resmi bir tane son olacak gibi de çıkarım yapılabilir. Neticede A ve B diye iki gidişat olduğundan eminiz.
Ayrıca kehanette yazan melek kısmına da ekstra takılmış durumdayım. Deltarune‘ün sembolü, melek ve altta üç kişi gibi de tanımlanabiliyor. Undertale‘le bağlantısı olduğundan eminsek, orada da melek bariyeri yıkıp canavarlara özgürlük getiren kişi oluyor. Ya da başka bir anlatımla onları yaşamdan özgür bırakacak, yani öldürecek kişi oluyor. Roaring Knight‘ın kim olduğu hâlâ meçhul. Dess, Rudolph ya da Noelle veKris‘in gelecekten gelen birleşmiş hâli gibi türlü teori var. Bunlardan birisi mi çıkar, yoksa bambaşka bir şey mi çıkar, birlikte göreceğiz. İsmi Normal NPC olarak geçen ve Gaster Follower 3‘ye oldukça benzeyen karakter, sanırım zavallı Onionsan‘ı pişirmiş… Undertale para birimiyle bize satmaya çalışması, bize bağıran tuhaflıklar içerisinde. Ama şu anlık hiçbirini hiçbir yere bağlayamıyoruz ki!

Neyse efenim, en azından sığınağın kodunu nihayet elde edebildik: 0915199X. İronik ama yılı hariç Undertale‘in çıkış tarihini veriyor. Bu bölüm Undertale‘e çok fazla atıfta bulunuluyordu. Geçtiğimiz sene Undertale’in 10. yılıydı. Eylül’e kadar hâlâ o yılın içerisindeyiz. Bu bölümde çalan “The Sunset of 7 Suns” şarkısı, Toby Fox‘un 10 yıl önce bestelediği şarkıyla uyumlanıyormuş. Belki hikâyede hepsi bir yere bağlanır, belki de küçük atıfta bulunmalar olarak kalırlar. En azından Deltarune‘da bizim maceralarımızdan daha önce Karanlık Dünyaların açıldığından eminiz. Her şekilde ben dördüncü bir kişiden bahsedildiğini düşünüyorum ve Noelle bu durumda doğru kişi olacaktır. Kim bilir, belki de kehanet birden çok kez tekrarlandı ve sonunu getirebilecek olanlar yalnızca bizizdir.
Bölümün sonu, tüm bölümün özeti niteliğindeydi. Susie‘nin nihayet onu seven ve olduğu gibi kabul eden bir ailesi olması iç ısıtıcı, ancak gerçek değiller. Böyle düşününce oldukça buruk kalıyor. Castle Town, dostlarımızın gerçeklikten kaçış noktaları oluyor. Susie, onlarla birlikte Noelle‘e hoş geldin partisi hazırlarken Kris ne mi yapıyor? Garibim, tek başına öylece evine gidiyor. Yahu, neden Kris de yardım etmiyor? Bana son genel olarak tuhaf geldi. Dramatik bir bitiş olması için muhtemelen o şekilde yapılmış ve Kris‘in yalnızlığı özellikle vurgulanıyor. Ancak bu durumda gerçekten yalnız olan tek kişi biz miyiz, biraz onu da sorgulamak lazım. Hangi karakter kendisine o kadar dürüst ki? Kendi bedenlerinde yalnızlar.

Bildiğim kadarıyla 5. bölüm bizim göreceğimiz son cıvıl cıvıl bölüm olacakmış, bu hâliyle bile sorgulanmalı. Bakalım, dostlarımızı ve dostluklarını neler bekleyecek? Bu sefer rakiplerimiz fedakâr davranırken biz bireysellik içerisinde bencilleşmişiz gibiydi. Acaba kehanet, Kris‘in kendini feda etmesi gerekecek şekilde mi son bulacak? Öyleyse bu yalnızlaşma süreci daha dramatik bir boyuta ulaşabilir. Tabii, bunlar benim şu anki düşüncelerim. Bambaşka bir şey de çıkabilir. Hatta bana kalırsa öyle olması daha iyi olur. Öngörülebilen şey kötüdür demek istemiyorum ama tahmin edemediğim bir şeyi oynamaktan daha çok keyif alırdım sanırım. Bu bölüm o kadar ilişki odaklı olmasına rağmen nasıl bir o kadar da bir şey anlatmayacak şekilde kurgulanmış, hayret ettim doğrusu. İkili konuşmalarımız önceki bölümlerde daha çoktu. Neyse artık…
Bu incelemeyi yazana kadar bilgileri karıştırmaktan kafam çatlayacak duruma geldim. Benden şimdilik bu kadar. Kris için üzüldüğüm bir bölüm oldu. Ship‘im gerçek olmasa da olurdu fakat tek taraflı olunca pek buruk oluyormuş… Gerçi, Susie‘nin de ne istediği pek belli değil gibi. Yarın ne olacağı belli değil. Belki bu ilişki dramalarına vakit kalmadan işler karışacak, kim bilir?
6. bölümün daha kısa olacağı söyleniyor, umarım daha hikâye odaklı olur. Bu bölüm biraz daha Undertale odaklı bir geçiş bölümü gibiydi. Her türlü eğlenceli bir oynanış sunuyor ancak hikâye hakkında daha çok elle tutulur bir şeyler öğrenmeyi istiyorum. Siz de benzer fikirdesiniz diye düşünüyorum.
Sorularımıza cevap bulabileceğimiz bir bölüm diliyorum. Düşüncelerinizi ya da teorilerinizi yorumlarda bekliyorum. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim! 6. bölümde görüşmek üzere. İyi oyunlar ve sağlıcakla kalın.


