MOUSE: P.I. For Hire İnceleme

Atarita'da reklam ve sponsorlu içerikler açıkça belirtilmiştir. Bunun dışındaki hiçbir içerik ticari bir ortaklık sonucunda hazırlanmamıştır. Bkz: Editöryal Standartlar

Paylaş

MOUSE: P.I. For Hire’ın PC inceleme kopyası, PlaySide tarafından Atarita’ya gönderilmiştir.

Son zamanlarda oynarken bu kadar keyif aldığım, merak ettiğim, içine hapsolduğum bir oyun daha görmedim. Çünkü tema ve hikâye olarak beni içine çeken bir yapım var karşımda. Ne mi o? Karşınızda MOUSE: P.I. For Hire. Bugün son dönemlerin heyecanla beklenen oyunlarından biriyle karşınızdayım. Eski usul görsel yapısı, Noir teması ve harikulade müzikleriyle bana keyifli dakikalar yaşattı bu oyun. İsterseniz girişi fazla uzatmadan hemen dalalım konuya;

Yolculuk 1930’lara

MOUSE: P.I. For Hire, 1930’ların klasik çizgi filmlerinden esinlenen bir yapıya sahip. “Ruber Hose” animasyon stiliyle kendine has bir tema yakalamaya çalışan bu oyun, noir esintili bir dedektiflik hikâyesi sunuyor oyuncuya. Siyah-beyaz yapısıyla eski çizgi film ve animasyonlara birer saygı duruşu olmasının yanı sıra, yeri geldiğinde abartılı karakter animasyonları ile sizi kendi zamanına hapseden ve bunu gerçekten çok iyi başaran bir oyun.

Çizgi filmlerden esinleniyor derken sakın yanlış anlaşılmasın. Bu oyun, çizgi film mizahını ve görselliğini karanlık ve kirli bir tema içerisinde barındırıyor aslında. Ana karakteri seslendiren Troy Baker, alaycı ama bir o kadar da karanlık bir yapıyla karşımıza çıkmayı da başarıyor. Seslendirme konusunda oyunu gerçekten iyi buldum. Sadece ana karakter değil, aynı zamanda diğer karakterler de kesinlikle cuk oturmuş diyebilirim. Ana karakter demişken;

MOUSE: P.I. For Hire, eski bir savaş kahramanı olan dedektif Jack Pepper’ın hikâyesini bizlere sunuyor. Mouseburg şehri klasik noir dedektiflik temalarından uyarlanan bir çizgide ve oyuncuya hem karanlık hem de tekinsiz atmosfer tonunu geçirmeyi başarıyor. Şehir yozlaşmış polisler, mafyalar ve çeşitli tarikatların elinde birer birer parçalanmaya yüz tutmuşken, ana karakterimiz ile birbirine bağlı vakaları çözemeye başlıyoruz. Sıradan bir vaka gibi başlayan macera, dallanıp budaklanarak şehrin en karanlık noktalarına kadar bizleri takip ediyor burada. Klasik dedektiflik temasını seviyorsanız, bu oyun acayip hoşunuza gidecektir dostlar. Vakaları çözmek, ipuçları toplamak, farklı karakterlerin ağzından yeni deliller elde etmek ve sonuç olarak Mouseburg şehrine bir iz bırakmak için oradasınız.

Mouseburg şehri nasıl bir yer?

Mouseburg çok tekinsiz bir yer dostlar. Klasik noir temalı şehirlerden esinlenerek tasarlamışlar ve 1930’ların mafya temalı filmlerinden hallice bir yapıya sahip. Karanlık ve tekinsiz sokaklar, suç örgütleri, yolsuzluğa karışmış polisler ve daha birçok şey. Aslında içerisinde bir metropol yatıyor ve limanından opera binasına kadar birçok farklı lokasyon barındırıyor. Şimdi size biraz daha detaylandırıyorum işi;

Oyunda bir merkez hub’ınız var. Burası Jack Pepper’ın dedektiflik bürosu. Burada ipuçları üzerinde kafa yorabiliyor ve diğer sokak sakinleriyle konuşarak isterseniz verdikleri yan görevleri de alabiliyorsunuz. Oyun tam lineer bir yapı sunmuyor olsa bile gerçek bir açık dünya da denemez elbette. Görev bazlı bir non-lineer diyebileceğimiz, yarı açık dünya temelleri bulunuyor. Büronuzdan çıkıp aracınıza atlayarak Mouseburg şehrinde gezebiliyorsunuz ancak gidebileceğiniz lokasyonlar görev ilerlemesine bağlı olarak açılıyor. Yani henüz o göreve gelmediyseniz, ilgili bölgeye erişemiyorsunuz. Bu sistemin temel amacı, oynanışı genişletmekten ziyade daha çok atmosferi desteklemek için barınıyor gibi görülebilir. Pratikte büyük bir özgürlük sunmasa bile şehir içinde yolculuk hissi yaratması açısından hoş bir detay. Aracınıza atlayıp Mouseburg sokaklarında ilerlemek görsel olarak oldukça keyifli ve bu kısmı benim fazlasıyla hoşuma gitti. Ayrıca lokasyonlar arasında ziyaret edebileceğiniz durak noktalarında silah geliştirmeleri de yapabiliyorsunuz.

Oyun yaklaşık 20 bölümden oluşuyor. Bu bölümlerin koridor bazlı bir ilerleyişi olduğunu söyleyebiliriz. Her bölüm kendi içinde farklı mekanlara sahip ve birden fazla detaycı seviyesi var. Bazı bölümde bir vahşi batı film setine gidiyor, bazen ise teksinsiz bir kaleye çıkıyoruz. Her bölümün ve her ortamın kendine has bir aurası bulunuyor. Bölüm içinde a noktasından b noktasına giderken hem hikâyeyi işliyor, hem düşmanları ezip geçiyor hem de farklı ipuçları buluyorsunuz.

Aynı zamanda bu bölgelerde keşfedilmeyi bekleyen gizli yerler de bulunuyor. Yani dümdüz koşturup gitmektense etrafa detaylıca bakmak, yeni ipuçları bulma açısından son derece önemli. Aynı zamanda Mouseburg şehrinin gazete sayılarını ve çizgi roman küpürleri gibi yan içerikleri de bu keşifleriniz sırasında bulabiliyorsunuz. Yan içerik demişken, oyunda beyzbol sistemi olan bir kart oyunu da mevcut. Yani beyzbol kurallarının geçtiği ama daha minimal haliyle oynadığınız bir kart oyunu da sizleri ara sıra eğlendirebilir.

Oynanış: Eğlendiriyor ama…

MOUSE: P.I. For Hire, oynanış bakımından acayip derecede eğlenceli bir oyun. Koridor bazlı bir ilerleyişe sahip olduğunu zaten az önce yukarıda da söylemiştim. Bir bölüme giriyor, başlangıçtan sonuna kadar yapmanız gerekeni yapıyor ve en sonunda ofisinize geri dönüyorsunuz. Bu süreç içerisinde sadece düşmanlarla çatışmıyor, aynı zamanda soruşturmanız için yeni deliller ve ipuçları da bulmaya çalışıyorsunuz. Oyun döngüsü tamamen bunun üzerine kurulmuş diyebiliriz aslında.

1930’ların estetiği ilk bakışta daha yavaş tempolu bir oyun oynayacağımızı düşündürüyor ama bu tamamen yanlış. Oyun oldukça hızlı bir tempoya sahip ve yeri geldiğinde reflekse dayalı bir döngü benimsiyor. Sürekli hareket etmeli, çevre elementlerini takip ederek mermi ve can toplamalısınız. Agresif yapay zeka ise oyundaki bir diğer güzel unsur. Çünkü düşmanlar, size gerçek anlamda hasar vermeye programlanmış ve kalabalık gruplar halinde saldırmaktan da çekinmiyorlar. Bu sebeple kaotik aksiyon sekansları görmeniz çok mümkün.

Ayrıca oyundaki silah çeşitliliği de bir hayli fazla. Fakat bu noktada tek eleştirim bahsettiğim bu silah çeşitliliğine olacak. Çünkü oyuncuyu farklı silahları kullanmaya teşvik eden bir şey yok. Mesela Tommy Gun olarak adlandırabileceğimiz klasik makinalı tüfek elime geçince, tüm oyun boyunca genel olarak bununla ilerledim. Diğer silahları kullanmaya teşvik edecek unsurlar oyunda çok az. Yani bu durumda çatışma sekansları içerisinde farklı silahlara geçiş yapmak, sadece mermi bitince aklınıza geliyor diyebiliriz. Her silahın kendine has özelliği, animasyonu ve eğlencesi var pek tabii ama, bunları kullanmadan da oyundan keyif almayı başarabiliyorsunuz.

Öte yandan oyundaki çevre etkileşimi de bence aksiyon anlarına güzel bir derinlik katıyor. Mesela patlayıcı varilleri fırlatmak veya tepede asılı büyük eşyaları (piyano, örs vb.) düşmanların üstüne düşürmek gibi aksiyonu çeşitlendiren küçük nüanslar da mevcut. Bu tür seçenekler, oyundaki düşman çeşitliliği ile birleşince ortaya daha efektif anlar da çıkabiliyor. Düşman çeşitliliği demişken biraz bu konunun da üstünde durmak istiyorum. Aynı zamanda boss tasarımlarına da biraz değinecek olursak şayet;

Küçüklü büyüklü birden fazla düşman çeşidi var oyun içerisinde. Bazısı tank misali zor ölürken, bazıları ise bir çırpıda ölüyor ancak grup halinde saldırdıkları anda sizi zor durumda bırakabiliyor. Çeşitlilik sayısı fazla değil ama tatmin edici düzeyde. Bazen sizi saçma sapan zorlayabiliyorlar ve çok nadir de olsa sinir bozucu olabiliyorlar. Oyun, denge olarak bunu iyi korumuş ancak ipin ucu bazen gereksiz kaçabiliyor. Bir diğer yandan oyundaki boss tasarımlarına BA YIL DIM! Ciddi anlamda boss dizaynları, seslendirmeler, aktör performansları ve combat süreçleri aşırı eğlenceli. Sadece çok fazla kolay geldiler bana. Dizayn olarak üstünde çok uğraşıldığı ve kafa yorulduğu belli ancak iş oynanış mekaniğine vardığında, boss’lar bana fazlasıyla kolay geldi.

Genel anlamda oynanış döngüsüne bakacak olursak MOUSE: P.I. For Hire, gerçekten kendini oynatmayı başaran ve eğlenceli aksiyon sahnelerinin yer aldığı bir oyun konumunda. Bazen bölümlerin uzun sürmesine bağlı olarak bu aksiyon anları kendini tekrara düşürse bile, bölüm dizaynları ve hikâye anlatımı ile birleşen anlarla birlikte ortaya gerçekten eğlenceli bir iş çıkartılmış diyebilirim. Özellikle aksiyon sekanslarına girdiğinizde ortama ayak uyduran müzikler, bir anda kapılardan çıkıp üstünüze koşmaya başlayan düşmanlar ve çevre etkileşimleri, oyunun game dizaynını iyi kotardığını gösteriyor.

Müzikler, atmosfer, performans ve dahası: Gerçekten muhteşem!

Açıkça söylemem gerekir ki, bu oyunun müzik seçimi bir efsane. Klasik noir atmosferini koruyabilen, 1930’ların mafya temasını barındıran ama aynı zamanda çizgi film mizacında olan caz esintili müzikleri, Troy Baker’ın seslendirmesiyle harmanlanınca ortaya harika bir iş çıkmış. Ayrıca parçalar kendini tekrar etmiyor, bölüm dizaynına göre değişebilen ve aksiyonun yükselip alçaldığı sekanslarda da oyuna ayak uydurarak tempoyu düşürmeyen yapıdalar. Bu arada dilerseniz oyunun müziklerini 1930’ların veya 40’ların o eski plak havasına çevirebileceğiniz bir ayar da var oyun içerisinde. Tamamen kişisel zevke göre değiştirebiliyorsunuz.

Oyunun atmosferi, neredeyse tüm yazıda da değindiğim üzere çok çok iyi işlenmiş. Artık noir ve 1930’lar demek istemiyorum ama bu temayı gerçek anlamda yansıtabilen nadir oyunlardan biri olduğunu düşünmeye başladım. Walt Disney çizgi filmlerinden fırlamış (ki belki bilenler vardır, bu oyun normalde Mickey Mouse teması üzerinden tasarlanıyordu) gibi görünen estetiklere sahip karakterler ve çevre detayları, aslında yetişkinlere yönelik aksiyon sahneleri ile birleşince ortaya kara ve absürt bir mizaç çıkıyor. Ayrıca oyunun şu “vuruş hissi” olarak adlandırabileceğimiz kısmı da gerçekten çok yerinde ve ses efektleri ile birleşince de ortaya eğlenceli anlar çıkıyor diyebiliriz.

Performans açısından da iyi bir iş başardığını düşünüyorum. RTX 2060’lı bir ekran kartı ile high-ultra ayarlar arasında çok rahat oynayabildim. Ufak tefek optimizasyon sorunlarının yanı sıra herhangi bir çökme ve donma problemi ile de karşılaşmadım. Sadece bir kere başıma oyun kırıcı bir hata geldi ve bir bölümü 4-5 defa baştan oynamak zorunda kaldım. Ama bu hatanın da sanki düşüncelerimi okumuşlar gibi 10-15 saat sonra yayınlanan bir güncelleme ile çözüldüğünü gördüm. Uzun zamandır bir oyun çıkmadan önce getirilen ve gerçek anlamda irili ufaklı birçok sorunu çözmeye çalışan bir güncelleme görmemiştim. Yani daha önce day one güncellemeleri çok gördüm ancak gerçek anlamda sorun çözmeye odaklı bir yamanın oyun henüz çıkmadan neredeyse 1 hafta önce yayınlanması, geliştiriciyi de tebrik etmemiz gerektiği anlamına geliyor.

Seni bir kere daha bitirebilirim

Valla yazsam daha yazarım muhtemelen. İncik cıncık anlatırım da ama, gerek yok. İşin güzelliği biraz da sizlere kalsın isterim. Oynamanızı şiddetle tavsiye ettiğim bir yapım oldu MOUSE: P.I. For Hire. Tasarımı, dili, mizaç işleyişi, dedektiflik anlatısı ve genel yapısıyla son dönemlerde en keyif alarak oynadığım oyunlardan birisi olmayı başardı. Zaten noir ve karanlık dedektiflik temasına bayılırım. Bir yanım eski Mickey Mouse çizgi filmlerini de çok sever. Absürt mizah ve karanlık komedi de yeni yeni sevmeye başladığım şeyler. Bu oyun, bunların bir birleşimi adeta.

Ufak tefek optimizasyon sorunları ve bazı bölümlerde kendini tekrar eden yapısı belki biraz düşündürebilir, hatta oyun çıktığında birkaç oyun içi hatayla karşılaşmanız da muhtemel olacaktır ama Mouseburg şehrinde dolaşmak ve kendinizi karmaşık bir dedektif hikâyesinde bulmak istiyorsanız çok doğru bir tercih yapmış olacaksınız diyelim.

Atakan Gümrükçüoğlu
Atakan Gümrükçüoğlu
Babadan gelme video oyun tutkunluğumun önüne geçemiyor, yazdıkça yazıyor ve en sonunda tekrar oyun oynuyorum. Fighting Force ile başlayan maceram günümüz popülaritesine kadar uzanıyor...

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Reklamspot_img

Daha Fazla Atarita

Oyun Gündemi:

MOUSE: P.I. For Hire'ın PC inceleme kopyası, PlaySide tarafından Atarita'ya gönderilmiştir. Son zamanlarda oynarken bu kadar keyif aldığım, merak ettiğim, içine hapsolduğum bir oyun daha görmedim. Çünkü tema ve hikâye olarak beni içine çeken bir yapım var karşımda. Ne mi o? Karşınızda MOUSE: P.I....MOUSE: P.I. For Hire İnceleme