| Atarita sizin için inceledi! Editörlerimiz her oyun incelemesine saatlerce emek harcıyor ve bilmeniz gereken tüm detayları objektif şekilde ele alıyor. Nasıl yaptığımızı merak ediyorsanız inceleme politikamıza göz atabilirsiniz. |
Marvel’s Wolverine’in PlayStation 5 inceleme kopyası, PlayStation tarafından Atarita’ya gönderilmiştir.
Artık beni tanıyanlar az çok biliyor. Ben deli bir Marvel hayranıyım. Marvel’in bizlere sunduğu her içeriği iyi veya kötü, tüketmekten de zevk alıyorum. Ama kötüye kötü, iyiye iyi demek gerekli her zaman. Doğruya doğru konuşmak lazım yani. Bu incelememize Marvel’s Wolverine’e birlikte göz atıyoruz. Şimdiden herkese keyifli okumalar.
Marvel’s Wolverine hayalimizdeki oyun mu?
Marvel’s Wolverine ilk duyurulduğu anda verdiğim tepkiyi keşke görme şansınız olsaydı. Havalara uçup haykırarak “Evet beee!” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Çünkü 2009 yılından beri Wolverine’i oynamayalı çok olmuştu, içimde bir özlem vardı ona karşı. Vahşilik, önüne gelen her adamı yok etme dürtüsü ve FPS olmayan bir “DOOM” oyunu gibi çılgınca hissettirmesini istiyordum. Tabii Insomniac Games’in Spider-Man oyunlarıyla yakaladığı başarılı hikâye gidişatını da görmeyi umuyordum. Ama gelin görün, maalesef Marvel’s Wolverine eğlenceli bir oyun olsa bile hikâye açısından tatmin edemeyen bir oyun konumunda.

X-men ekibi yerine Team X adında bir oluşumun yer aldığı evrende Logan (Wolverine), mutantların toplum içerisinde kendilerini gizlemek zorunda kaldığı bir dünyaya sokuyor bizi. Klasik bir X-Men hikâyesi bu arada. Herhangi bir çizgi romanı okuyan veya filmleri izleyenlerin buna hakim olacağını düşünüyorum. X-Men içeriklerinde hep bir mutant-insan savaşı vardır. Aynı döngüyü alıp oyuna aktarmışlar gibi düşünebilirsiniz. Bolivar Trask’ın mutantlara yönelik faaliyetlerinin artmasıyla ve onları avlamaya başlamasıyla birlikte Nathaniel Essex (Mister Sinister) önderliğindeki Sabretooth’lu ve Mystique’li ekibimizle birlikte mutantları kurtarmaya başlıyoruz. Bu macera esnasında yolumuz Jean Grey ile kesişiyor ve tam bir ekip gibi mutantları kurtarmaya başlıyoruz.
Böyle özetleyince hikâye çok doğru ve olması gerektiği gibi görünüyor ancak pek öyle sayılmaz. Yani en azından hikâye sunumu açısından büyük bir eksiklik çekiyor Marvel’s Wolverine. Karakter diyalogları ve duygu geçirimi konusunda Insomniac oyunları arasındaki en zayıf halka olabilir benim gözümde. Logan’ın canlandıran oyuncu Liam McIntyre, bence role asla uymuyor. Yani yıllardır Hugh Jackman abimizi izlemektendir muhtemel, göz başka bir oyuncuyu asla kabul etmiyor. Nathaniel Essex’i canlandıran Troy Baker ise gayet iyi bir performans sergiliyor ancak Logan’da olduğu gibi karakter yazımında hatalar olduğu için göze çarpan birkaç detay da mevcut.

Oyundaki karakterlerin geneli ortalamanın bir tık üstünde performans sergiliyor. Hepsi ne çok iyi ne çok kötü, biri hariç. Omega Red’i canlandıran Raphael Corkhill, rolünü muazzam iyi oynamış. Hem seslendirme hem de oyunculuk anlamında harika bir iş çıkarmış diyebilirim. Ama bunun dışındaki tüm oyunculuklar, maalesef ortalama veya ortalamanın bir tık altında kalıyor diyebilirim.
Genel hikâye yapısı ise maalesef çok tek düze ve tahmin edilebilir. Kötü adam klişesi zaten var, bunun yanında tahmin etmesi hiç de zor olmayan gidişat ve anlatım da olunca ortaya tek düze bir senaryo anlatımı çıkıyor. Kimin nerede ne söyleyeceği veya tam olarak ne yapacağını tahmin edebiliyorsunuz. Ayrıca klişe süper kahraman sözleri de bolca yedirilmiş oyuna. Maalesef ben senaryo kısmında pek tatmin olduğumu söyleyemem. Yani karakterler arası ikili ilişkiler gayet iyi ancak genel yapıya baktığımız zaman ortada çok klişe, tahmin edilebilir ve yer yer sıkıcı bir hikâye gidişatı görebilmeniz mümkün.

Wolverine’in origin hikâyesini değil de, karakterin farklı bir bakış açısını anlattığı için ise içim biraz rahatladı. Wolverine’in başlangıç hikâyesi zaten yıllardır işlenilen bir şey ve artık bu durum insanları biraz olsun sıkmaya başlamıştı. Insomniac, Spider-Man oyunlarında yaptığı gibi karakteri sürecin ortasından başlatmış durumda. Wolverine zaten Marvel evrenindeki en fazla travmaya ve kimlik sorununa sahip karakterlerden biri. Hafızasındaki boşluklar, geçmişte yaptığı şeyler ve kim olduğunu anlamaya yönelik çabası, oyunun ana anlatısının önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Sevdiğim bir diğer taraf ise Wolverine’in genellikle vahşi ve sürekli savaşan biri olarak görülmemesi. Bunu bir nebze X-Men filmlerinde kırmışlardı aslında. Ancak Logan, her zaman vahşiliği ile ön plana çıkmıştı. İşte Insomniac, bu konuyu da ele almış ve Logan’ın sadece vahşi bir hayvan gibi davranmadığını, onun da insani duyguları ve değerleri olduğunu göstermek için senaryoya bazı serpiştirmeler yapmış. Yani elbette oyunun geneli boyunca bir şeyleri kesip biçiyorsunuz ama, senaryo geneline baktığınızda Wolverine’i yalnızca öfkeli ve sürekli bağıran bir karakter olarak görmüyorsunuz.
Oyunun sinematikleri ise tahmin edebileceğiniz gibi çok güçlü. PlayStation özel oyunlarının sinematik anlatımları ve prodüksiyon kalitesi zaten her zaman güzel görünüyor. Marvel’s Wolverine içerisinde de sinematik anlatımın yoğun olduğu ve özellikle aksiyon sekanslarında heyecanın doruklara yükseldiği anlar görmeniz mümkün.

En dikkat çekici nokta
Tabii ki Wolverine gibi bir oyunda en dikkat çekici şeylerden biri combat dinamikleri. Yani Wolverine gibi bir karakteri kontrol ediyorsanız vahşi, hayvani ve sürekli öfkeli olduğunuz bir yapı benimsemelisiniz. Logan, sinematik ara sahnelerde biraz hüzünlü, biraz sempatik ve biraz da duygusal gözüküyor ancak iş oynanış tarafına geldiğinde bir anda vahşileşmeye başlıyor. Pençeleri çıkardığınız an Logan’ın öfkesiyle baş başa kalarak tüm vahşiliğinizi sahaya yansıtmanız isteniyor.
Combat tarafı oyundaki en iyi şeylerden biri. Karakterin tüm sertliğini size yansıtmak istemiş geliştirici ekip, bu çok net belli oluyor. Pençeleriniz ile düşmanlara ağır darbeler indirmek, onları havaya veya bir yerlere doğru fırlatmak, özel yeteneklerinizi kullanmak, birazdan bahsedeceğim “Rage” durumuna geçmek… Combat tarafı genel yapı itibarıyla gerçekten mantıklı hissettiriyor bunun aksini iddia edemem. Sadece buradaki tek sorun, bu sistemin bir süre sonra kendini tekrar etmeye başlaması. Oyunun belirli bir saatinden sonra yaptığınız tüm hareketler ve atak setleri, maalesef kendini tekrar etmeye başlıyor.

Özellikle düşman çeşitliliğinin de az olması bunu daha çok göze sokan şeylerden birisi. Genel gidişatta göreceğiniz düşman çeşidi bir elin parmağını geçmiyor. Bu sebeple aynı hareketleri sürekli aynı düşmanlara yapmak bir süre sonra Wolverine’in o “adam olsa da saldırsam” mantığından sıkılmanıza sebebiyet veriyor. Tabii ben kişisel olarak yine zevk aldım, yani karakteri kontrol edip savaşmak bana her noktada eğlenceli geldi ama bir süre sonra keşke başka hareketler yapabilseydim veya farklı yetenekler sergileyebilseydim dediğim anları çok fazla yaşadım.
Normal ve güçlü saldırı tipinin yanı sıra parry, dodge ve özel yetenekleriniz de bulunuyor. Özellikle Spider-Man combat sisteminden biraz ayrışmış Insomniac ve daha farklı bir denge yakalamak istemiş gibi. Çok farklı özel yetenekler yok bu arada. Yani sayı olarak çok fazla değiller. Ancak combat anlarında bunların yararını çok fazla görüyorsunuz. Özellikle kendi etrafınızda döndüğünüz ve alan hasarı vurduğunuz bir özel yetenek, kalabalık düşman grupları arasından kolayca çıkmanızı sağlayabiliyor. Bu yetenekler olaya çeşitlilik katsa bile az önce de söylediğim gibi düşman çeşitliliği çok fazla olmadığı için sürekli aynı hareketleri yapmanız biraz sıkıcılaşmaya başlıyor.

Rage sistemi ise oyundaki en “doldurmayı istediğiniz” şey. Üç parçadan oluşan bir öfke barınız bulunuyor. Her bar doldukça saldırı gücünüz ve hızınız artıyor, hasar alımınız da yavaşça azalmaya başlıyor. Barın son seviyesi ise sizi tam bir ölüm makinesine çeviriyor. Artık karşınızda kim varsa resmen gözünüz dönmüş bir şekilde vahşileşiyor ve tek tuşla düşman infaz edebildiğiniz bir sisteme giriyorsunuz. Tabii bu barlar dolduktan sonra yavaş yavaş azalmaya başlıyor. Yani ne kadar çok saldırı yaparsanız o kadar çok hızlı doluyor, azalırken de yapabileceğiniz her şeyi yapmaya çalışıyorsunuz. Ayrıca bu barın dolu olması sizin “ikinci şans” kullanmanız için de önemli bir konumda. Bir kere canınız bittiğinde ve öldüğünüzde eğer bu barda 1 kademe bile doluysa, ikinci bir şans sistemi devreye giriyor ve Wolverine’in en ikonik özelliklerinden biri olan yenilenme özelliği devreye girerek savaşmak için tekrar bir şans sunuyor size.
Genel oynanış dinamikleri
Wolverine zaman zaman çalılıklarda saklanarak veya yukarıdan saldırarak düşmanları sessizce ortadan kaldırabiliyor. Benim için gizlilik bölümleri 1-2 sekans hariç oldukça sıkıcıydı ve inanın bana bu bölümler sandığımdan çok daha fazla. Ancak şunu da belirteyim, oyun sizi buna mecbur bırakmıyor. Yani gizli ilerlemek istemiyorsanız (benim gibi) direkt bir düşmana saldırıp dikkatleri üzerinize çekebiliyorsunuz. Ayrıca ben insanların bir Wolverine oyununda gizli giderek düşman avlayacağını hiç sanmıyorum. Buna rağmen birden fazla gizlilik bölümü koyulması pek mantıklı değildi. Zaten oyunun ilerleyen kısımlarında bölüm tasarımı ile gizlilik de yavaş yavaş uyuşmamaya başladıktan sonra bu daha da göze batmaya başlıyor.

Ben birkaç bölüm hariç oyunun temposunu kaybetmediğini düşünüyorum. Lineer bir yapıda olduğu ve açık dünya temelli olmadığı için, bölümler arası geçişler iyi dizayn edilmiş veya bölümler içerisindeki sürükleyiciliğin iyi sağlandığını düşünüyorum. Senaryo gereği birden fazla lokasyona gidiyoruz ve bu geçişler sizi oyunda tutmayı başarabiliyor. Birkaç bölüm ise sadece bir lokasyona takılı kaldığı için biraz bayıcı olmaya başlıyor. Özellikle bu bölümün kısmi bir açık dünyaya benzer yapıda işlenmesi de hikâye gereği devamlılığın stabil kalmasına engel oluyor maalesef.
Son sözlerim
Marvel’s Wolverine, özellikle PlayStation 3 ve erken PlayStation 4 dönemindeki lineer aksiyon oyunlarını özleyenlere hitap edebilir. Yan görev yok, keşfedilebilecek bir açık dünya yok. 1-2 toplanabilir eşya ve meydan okuma bölümleri dışında haritalar tamamen lineer ve hikâye gidişatıyla ilerliyor. Aksiyonu gerçekten keyifli. Ancak bir süre sonra tekrara bindiği için sıkmaya başlayabiliyor. Hikâye ise tamamen tahmin edilebilir ve maalesef zayıf yazılmış. Çoğu oyunculuğun da doğru cast seçimi olduğunu düşünmüyorum ben.
Daha önce YouTube kanalımızda Wolverine’in belki de tarihin en iyi süper kahraman oyunu olabileceğini konuşmuştuk. Bunun olması artık maalesef imkansız. Ben çok büyük bir Marvel hayranı olarak, özellikle iyi bir Wolverine hayranı olarak keşke daha iyi bir oyun görseydik diyorum. Aslında oyun süresine bakacak olursak ortada “oynanmayacak kadar kötü” bir oyun yok. Sosyal medya üzerinde gördüklerinize pek aldanmayın bence. Aksiyonu cidden keyifli oyunun. Siz beni dinleyin, sağlıcakla kalın. “SNIKT”


