| Atarita sizin için inceledi! Editörlerimiz her oyun incelemesine saatlerce emek harcıyor ve bilmeniz gereken tüm detayları objektif şekilde ele alıyor. Nasıl yaptığımızı merak ediyorsanız inceleme politikamıza göz atabilirsiniz. |
Octopath Traveler 0’ın Nintendo Switch 2 inceleme kopyası, Square Enix tarafından Atarita’ya gönderilmiştir.
Octopath Traveler 0 incelemesine hoş geldiniz sevgili okurlar! JRPG ve genel olarak Japonya toprakları üzerinden çıkmış oyunlara karşı ne kadar ilgili olduğumu az çok biliyorsunuz. Bu bağlamda Octopath Traveler serisine şimdiye dek girişmemek benim ayıplarımdan biriydi. Ancak Dragon Quest üçlemesini oynayıp bitirmek bana daha çok gaz verdi. İlk iki oyunun da öncesini anlatacağını öğrendiğim Octopath Traveler 0 ise ilk iki oyundaki eksikliklerini de kapatacaklarını düşündüğüm için bana epeyi heyecan veriyordu. Haydi yazımıza geçelim ve heyecanımız yersiz miymiş yoksa dolu mu öğrenelim!
Kaç tane JRPG çıkıyor ya…
İlk paragraflarda biliyorsunuz ki genel olarak mentalimden bahseder, seriyle veya türle olan geçmişimi açarım ama… Hadi ama, gerçekten Atarita’nın Japon Oyunları Genel Müdürü olarak bunu açıklamam gerek mi? Seviyorum kardeşim, JRPG’ler candır. Tek sorun artık çok fazla üretiliyorlar. Clair Obscur: Expedition 33 bile JRPG sayılır. (FRPG diyelim de olay çıksın.)

Octopath Traveler serisi ise bence yine bu seri basım JRPG mantığının kurbanlarından bir oyun. Ben artık bu türde “yeni” olarak yapabileceğimiz pek bir şey kalmadı gibi hissediyorum. Dürüst olalım çoğu JRPG’nin anlattığı olay örgüsü de aşırı benzer olunca ben son senelerde bu durumdan epeyi sıkılmış buldum kendimi. Yeni oyunlar görmek istiyorum… Peki Octopath Traveler 0 bu döngüyü kırabilmiş mi? Durun! Önce hikâye.
Aynen, döngüyü çok güzel kırmış.
Başlamadan önce şunu demem gerek, normalde hikâyeyi uzun uzun anlatırım. Burada biraz kısa tutacağım çünkü hem bayağı basit bir durum var, hem de oyunu siz oynayacaksanız tadı kaçmasın. Biz Wishvale köyünün, İmparatorluğun yamaçlarından uzak fertleri olarak; günümüzü gün edip, dostlarımızla takılıyoruz. Yaklaşmakta olan bir festivalimiz var, biz de ekipçe onun düzenlemeleri ile uğraşıyoruz. (Aaa bir oyunda prolog kısmında eğlence düzenliyoruz, acaba ne olacak?) Yani… Aynı şeyleri görmekten sıkıldım. 2026’ya geldik, el insaf kardeşim!

Neyse, sonrasında üç tane günahın vücut bulmuş hali düşmanlarımız, kendi güçlerine güç katacak yüzüklerden birinin bizim köyün civarında olduğunu keşfediyorlar. Tabii peşlerine askerleri alıp Wishvale’e geliyorlar. Bizim tatlış köylüler de harbiden yüzüğün yerini bırak, varlığını dahi bilmediği için söyleyemiyor ve sonucunda tek gecede bütün köyü yakıp yıkıp, dostlarımızı, ailemizi de katlediyorlar. Sonra yüzük bir şekilde bizim karakterin eline geçiyor. Biz seçilmiş kişiymişiz. SEÇİLMİŞ KİŞİ olarak da geçmişimizi yakanların geleceğini bitirecek intikam yolculuğuna koyuluyoruz. Aynı zamanda bu yolda Wishvale’i de eski haline getireceğizdir.
Konsept epeyi klişe ve benim için artık bu tarz konular etkileyicilikten uzaklar. Ama yetmedi… Sonrasında oyun beni daha da sinir etti. Ana hikayede (tabii ilk başta) üç tane alt etmemiz gereken hedefimiz var ve bunlara istediğimiz sıra ile gidebiliyoruz. Yersen. Çünkü birinden biri çok daha güçlü olabiliyor sonra tam başladığınız görevi salıp diğerine gitmek zorunda kalıyorsunuz. Neden böyle hibrit bir tercih yapılmış anlam veremedim. Bu noktada çizgisel bir oynanış görmek daha çok hoşuma giderdi. Sunum, karakterler, seslendirmeler güçlü ama altını dolduramamışlar.
Görev yapısı ve açık dünya.
Şimdi biraz da açık dünyadan bahsedelim. Aslında yarı açık dünya desek daha desek daha doğru olur. Oyun bütün olarak tek bir haritadan oluşmakta ve farklı farklı bölgelere koridorlar aracılığıyla belli başlı uçlarından bağlanıp geçebiliyoruz. Zaten bir noktada zindan ve yerleşke kovalarken buluyorsunuz kendinizi. Yerleşkeler önemli çünkü aynı zamanda hepsi birer hızlı seyahat noktası. Tabii oyunu kaydetme ve envanter yenileme noktası da. Aynı zamanda çeşitli yan görevleri de buradaki hanlar aracılığıyla tetikleyebiliyorsunuz. Dünyadaki karakterlerle iletişime geçip geçmişlerini öğrenmek, kiralamak ve elinde tuttuğu eşyayı vermesi için ikna etmeye çalışmakta keyifli ve basit çalışan bir sistem olmuş.

Peki yan görevler bizlere ne sunuyor? Demiştim ya köyümüz Wishvale’in içinden geçiyorlar ama onu yeniden kurmaya başlıyoruz diye. İşte aslında “o gece herkes ölmemişte arada bazı yaşayanlar var onları da ekibe katmamız gerek” mantığında işleyen bir görev zinciri açılıyor. Partiye yeni kişiler katıp hem oynanışı hem de köydeki işimizi kolaylaştıracak eşyaları açtırdığı için bu görevleri yapmak keyifli. Yapı olarak benzerler zaten. Belli bir konuma gidip, ilgili karakteri bulunduğu zor durumdan kurtarıp Wishvale’e dönmeye ikna etmek. Tekrar etseler de keyifliler.
Wishvale’in Şehircilik ve Turizm Bakanı
Octopath Traveler 0 yukarıda da bahsettiğim gibi kendi içinde bir şehircilik mini oyununa sahip. Köyü yeniden canlandırma işini sadece belli otomatik sahnelerle sabit tutmayıp, bayağı işleri oyuncunun zevkine bırakan, yeni tasarımlar, süslemeler ve binalara taşınabilirlik eklenmesi fikrini beğendim. Oyun buradan itibaren aman aman bir yaşam simülasyonuna dönüşmese de her yeni karakterin sunumu, savaşlarda yardımcı olacak eşyalar üretmeleri ve oynanışı kolaylaştırmaları adım adım işlenmekte.

Şehre girdiğimiz gibi ayrıca ulaşabildiğimiz bir tasarım menüsü üzerinden ilgili binaları ve dekorları inşa edebiliyoruz. Oyun boyunca Wishvale’e çağırdığımız karakterlere önce uygun bir alana ev yapıyor sonrasında da onları bu evlere atayabiliyor ve nüfusu arttırabiliyorsunuz. Küllerinden yeniden doğan koca bir köy konsepti esasen hoşuma gitti ama işin simülasyon kısmı biraz daha detaylandırılabilirmiş gibi geldi.
Sıra tabanlı dövüş sistemi ama fark var mı?
Octopath Traveler 0 sıra tabanlı bir dövüş sistemine sahip. Yani siz bu tarzı sevmiyorsanız ne yazık ki yine yıldızınız barışmayacak. Çünkü kendisini Clair Obscur: Expedition 33 gibi genele hitap etmeye zorlayan bir oyun değil Octopath Traveler 0. Yine bu janrayı seven ve zaten alışık olan kişilerin oynamasını istiyor. Bunu savaşlar çok uzun sürmeye başlayınca fark ettim. Aslında çok temel bir oynanış döngüsü mevcut. Rakibin zayıf noktalarını tespit edip yanında bulunan kalkanın üstünde yazan sayı kadar saldırı yapmanız lazım. Bundan sonra rakip sersemliyor ve büyük saldırılara açık hale geliyor.

Aslında eğlenceli düşünülmüş ve benzerini çokça gördüğümüz bir sistem olsa da büyü çabuk bozuluyor. Her savaşın mantığının aynı olduğunu çözdükten sonra sadece sıranızın gelip vurduğunuz basit savaşlara dönüşüyorlar. Basit ama uzun olduklarının da altını çizelim. Savaşların boş yere uzaması bir oyunda en nefret ettiğim durum olabilir. Her tur birer birer biriken fazladan saldırı hakkı veren ve doğru kullanıldığında rakibi darma duman eden hızlandırma özelliği de güzel bir eklenti. Aynı zamanda Final Fantasy’lerdeki çağırma yeteneklerine benzettiğim yüzük güçleri de bu tekrar eden savaşların monotonluğunu bir nebze kırmakta yardımcı oluyor.
Görsellik ve teknik detaylar
Oyunun görselliği hem 2D-HD hem el çizimi hem de piksel sanat tasarımları içerdiği için bence bir sanat eseri gibi gözüküyor. Ben gördüğüm manzaraları, karakterleri ve animasyonları çok beğendim. Teknik olarak herhangi bir hata ile karşılaşmadım ve oyunu Nintendo Switch 2 üzerinde sabit 60fps ve 1080p olarak el modunda oynadım. Uzun hatta bayağı uzun bir oyuna göre ekibin gayet iyi iş çıkardığını düşünüyorum.

Kısadan hisse Octopath Traveler 0 yine bizim bildiğimiz, sevdiğimiz JRPG’lerden olmuş. Eksik kısımları elbette var ve uzun oynanış süresine baktığımız zaman en azından savaşları daha akıcı yapmalarını isterdim. Hikâye tarafındaki eleştirilerim fazla öznel olduğu için dolu dolu yargılayamam ama genel olarak ortaya çıkan oyundan memnun olduğumu söyleyebilirim. Er ya da geç finale doğru işler yine “anime” tarzına geçip bayağı karışsa da inanıyorum ki Japon kardeşler de bir gün kalemlerini dizginleyebilecekler. Okuduğunuz için teşekkürler, hoşça kalın!


