Nioh 3 İnceleme

Atarita'da reklam ve sponsorlu içerikler açıkça belirtilmiştir. Bunun dışındaki hiçbir içerik ticari bir ortaklık sonucunda hazırlanmamıştır. Bkz: Editöryal Standartlar

Paylaş

Nioh 3’ün PlayStation 5 inceleme kopyası, Koei Tecmo tarafından Atarita’ya gönderilmiştir.

Nioh 3 incelemesine hoş geldiniz! Fark ettim de Team Ninja bayağı bir süredir Souls-like yapıyor. Kah başarılı, kah başarısız; ilginç deryalarda dolanıyorlar. FromSoftware’in sektöre bomba gibi düşürdüğü bu türde pek fazla iyi örneğe rastlanmasa da insanlar hep Nioh serisine biraz daha farklı yaklaşmışlardır. Artık üçüncü oyunu ile beraber iyicene deneyimlenen firma acaba hayal kırıklığı mı yarattı yoksa başarılı mı oldu? Gelin bir konuşalım.

Bir tanesi tuttu diye hepsinde!

Nioh 3 kendi içinde Elden Ring ekolünü ele alan bir oyun. Her ne kadar onu alıp geliştirmiş olsa da bu konuya daha sonra değiniriz. Ben ilk iki Nioh’u oynamamıştım ancak ekibin önceki oyunu Rise of the Ronin’i keyif alarak bitirmiştim. Burada ufak bir etmen açık dünyayı temizlemenin verdiği rahat grind hissi olsa da hikayesinin olması da hoşuma gitmişti. Bu bağlamda bir Ubisoft Souls-Like’ı oynuyor gibi hissetmiştim.

Ancak Nioh 3’te durum biraz daha Elden Ring gibi tasarlanmış. Artık bir kere tuttu ya önümüzdeki tüm Souls-like’larda da görürüz bu açık dünya; tabir-i caizse oyun alanı tasarımını. 1 ay içinde iki tane bu tarz oyun oynamanın avantajı (Bknz. Code Vein II İnceleme) birinin yaptığı hataları çok daha güzel açığa çıkarıyor. O incelemede de bahsettiğim gibi Elden Ring’in getirdiği yenilik (ki onu da Zelda’dan esinlendiler) tuttu diye suyunun çıkmasını çok sevmiyorum. Ama Team Ninja kendilerince Rise of the Ronin’den aldıkları dersler ile de yorumlamışlar ve buna saygı duydum.

Zamanda yolculuktan sıkıldım!

Nioh 3’ün hikayesini anlatırken pek fazla detaya girmeyeceğim. Zira gerek yok çünkü oyunun ilk yarım saati ara sahneler, sunumlar, olaylar falan böyle epeyi uğraşılmış görünce üzerine düştüler sanmıştım. Sonra puf. Kısaca Takechiyo adlı ana karakterimiz Shogun olmak için kendi törenine katılmak üzere yola çıkıyor. Derken bulunduğumuz köye Yokai adlı canavar ırkı saldırıyor. Er ya da geç tehtidi engelleyemeyip kaçmak durumunda kalınca öz kardeşimiz Kunimatsu’nun yaşanan her şeyi planladığını ve Shogun’luğu hak etmediğimizin kıskançlığıyla dolup bir Yokai olduğunu görüyoruz.

Ufak bir savaşın ardından bizi mahvediyor ve tam Takechiyo’ya bitirici darbeyi vuracakken aniden zaman duruyor ve biz de arafta sürükleniyoruz. Kendini geçmiş zamanda uyanmış bulan Takechiyo Shogun’luk yolunu öğrene öğrene geleceğe doğru gidip intikam almaya çalışacaktır. Valla oyun çok da hikayeyi anlatmayı önemsemiyor. Arka planda hayvan gibi bir lore var tamam ama bu basitçe bir intikam hikayesi işte. Bu aralar zaman yolculuğu konseptini fazla görmeye başladık. Hayır olsun artık, güzel yapsalar tadından yenmez de Avengers: Endgame daha mantıklı sunmuştur, öyle söyleyeyim.

Kılıç savaşında hala en iyisi!

Nioh 3’ün hikaye paragrafını olabildiğince hızlı geçmeye çalıştım. Çünkü dediğim gibi ne okuduklarımdan bir şey anladım, ne bir keyif aldım. Aşırı buruk, tatsızdı ve genelde hikaye kötüyse devam motivasyonu benim için azalıyor. Gelin görün ki böyle durumlarda oynanış tarafının bir kahraman edasıyla ortaya çıkması belki de Souls türünü ortaya çıkarmıştır (bu arada işlenişi kötü olsa da Dark Souls’un arka plandaki ateş ve döngü felsefesini severim o ayrı konu). Nioh 3 tarafında ise oynanış çok keyifli!

Abartmıyorum Rise of the Ronin oynarken, silah çeşitliliği beni büyülemişti. Sürüyle farklı silah vardı ve hepsi için ayrı ayrı sanatlar öğrenebiliyordunuz. Nioh 3’te de durum benzer iken önceki oyunlardaki Samurai sistemini direkt entegre etmişler. Samurai sisteminde bir vuruş yaptıktan sonra enerjinizin yani Ki’nizin ufak bir kısmını geri kazanmak için karakterimizin etrafında mavi baloncuklar görünce R1’e basmanız lazım. Bu da oynanışta kendine has, zaman kontrolünü iyi yapmanızı sağlayan bir odaklanmaya itiyor.

Katana, odaçi, mızrak, balta… Ne ararsanız var ve hepsinin yetenek ağacındaki geliştirmeleri apayrı. Oyun boyunca o kadar farklı yetenekler kazanabiliyorsunuz ki artık tuş takımın yetmediği için bunları menüden hangisini istiyorsanız elle seçmeniz gerekmekte. Bu da oynanışı sürekli ama sürekli değiştirebilmeniz anlamına geliyor. Özellikle katana tarafında ağır, hafif, orta saldırıya göre duruş değiştirebilmenin bu oyuna da taşınmasını sevdim. Bu hasarlara göre düşmanın da Ki’sini azaltıp onları sersemlettikten sonra yanlarına gidip üçgen ile kritik hasarlar verebiliyoruz.

Üçgen demişken ağır saldırı ve özel saldırı da onunla yapılmakta. Eğer bir süre hasar yemeyip sağ alttaki balonu doldurursanız basılı tutarak sağlam saldırılar yapabiliyorsunuz. Kaçınma, savuşturma ve blok elbette var. Parry’nin zaman aralığına alışması beni biraz zorladı ama bir alışınca da daha bırakamıyorsunuz. Genelde insan düşmanların canları az olup enerjileri daha yavaş gidiyor. Yokai canavarlarının ise enerjileri tükendi mi sabit kalıp, ölmek bilmiyorlar. Ancak günün sonunda Nioh 3’teki düşman çeşitliliği de hoşuma gitti.

Büyük yeniliklerden biri: Ninja!

Nioh 3’te bazı saldırılar bloklanamıyor ve bunu oyun size düşmanları kırmızı yaparak belli ediyor. Tıpkı diğer oyunlardaki gibi. Ancak diğer oyunlarda biz bunu görünce genel olarak kaçınma yapmayı bekleriz değil mi? İşte burada Team Ninja “Olmaz, delikanlı gibi çarpışacaksın!” demiş. Bu ağır saldırıların size yaklaştığı spesifik an da R2 tuşuna basarsanız Takçiyo form değiştiriyor ve saldırıyı bloklamakla kalmayıp, yüksekte hasar veriyor. Dönüştüğümüz diğer formun adı ise tabii ki Ninja!

Ninja tarafı da aslında Samurai’da saydığımız aynı özellikleri içermenin yanı sıra oyunu “az ama hızlı hasar” oynanışına çeviriyor. Bazı havadaki düşmanlara Shruiken atmak, kritik anlarda sis bombaları atmak gibi daha çok tool bazlı bir oynanış sunsa da burada da tonlarca farklı silah çeşitliliği var. Yani tembel davranmamışlar ve Samurai kadar önemli bir sınıf getirmişler. Açıkçası bu durumu takdir ettim ve aşırı beğendim. Ninja stilinin oynanışı aşırı keyifli ve doğru şekilde kasarsanız ileride o kadar OP yetenekler var ki… Açıp oynayacağım bak canım çekti.

Hayvanımsı uçan garip yaratık

Bir de yanımıza “gardiyan meleği” misali uçan ve konuşan hayalet bir hayvan seçebiliyoruz. Guardian Spirit denen bu hayvanlar size açık dünyada belli başlı yerleri açmakta keşif unsuru olarak yardım etmenin yanı sıra savaşlarda da kritik anlarda yanınızda bulunuyorlar. Pokemon gibi bir şeyler işte ya kısaca. Dövüş esnasında dolan ayrı bir bar var ve yeterince dolduğunda L1-Kare kombinasyonu ile özel bir büyü saldırısı yapabiliyorsunuz.

Ancak hayat kurtaran en büyük özellikleri belli bir süre savaştıktan sonra kullanabildiğimiz living artifact özelliği. Bu özellik sayesinde Takeçiyo’nun bedeni o hayvanın formunu alıyor ve bir süreliğine dokunulmaz olup, ağır hızlı hasarlar vermeye başlıyor. Final Fantasy XV’deki summon’lara dönüşme mantığına epeyi benzettim. Hayat kurtaran anlarda basmak gerçekten savaşların seyrini tersine çevirebiliyor. Ölünce bunları gidip geri almamız gerek ya da sunaklardan (bonfire), Amigra (soul) harcayıp çağırmak gerek. Boss odasında ölürsek tekrar boss’a girmeniz gerektiği için ilginç ama gereksiz zorluk diyebileceğim bir şey olmuş.

Boss’lar demişken…

Sevgili Team Ninja. Bu boss’lar neden bu kadar zor? Şaka yapmıyorum ilk boss’u geçene kadar canım çıktı. Bence hepsinin ilginç tasarımları ve genellikle sinir bozucu olan tercihleri var. Normal düşmanlarında yapabildiği kapma saldırılarından kaçamazsanız geçmiş olsun harbi tek falan atıyorlar. Kalkıp can tazelemeye zaman tanınmayabiliyor genel olarak. Ama özellikle oyunun geri kalanına göre olan abartı zorlukları dışında beğendim.

Burada benim kafamı açan şey “grind” oldu. Çünkü gerçekten bulunduğum bölgenin istediği seviyeden 10 seviye falan yukarıda takılınca ancak rahatlayabildim. Stat’ları vermek çok basit zaten. Can, hasar, enerji artıyor direkt olarak; pek bir derinlik yok. Bence zorluk dengesi kısmında oyunun hafif problemleri var. Hem kolay kırabiliyorsunuz, hem de kırılabiliyorsunuz. Bunu puanlamaya katmayacağım ben de çok becerikli bir oyuncu değilim. Az sonra açık dünyasına geçeceğiz ama önden yazayım grind yapması çok keyifli. O yüzden hızlı bir şekilde haritayı temizleyerek level kasabiliyorsunuz. Ancak yine de o boss savaşına gelince tökezlememek içten bile değil.

Açıkımsı dünyada yapılacaklar

Nioh 3’ün görünmez duvarlarla dolu açıkımsı dünyasına hoş geldiniz! Nefret ediyorum görünmez duvarlardan, yıl olmuş 2026. Oraya hiçbir şey koymayacaksan boşluk koy be Team Ninja. Böyle olunca daha mı iyi oldu? Bir yere çıkmak istiyorum, teknik olarak çıkarabiliyorum ama yok. Geçemiyorum bile! Zaten tek bir koca dünya yok, farklı farklı bölgelere seyahat ediyoruz. Bir de böyle sınırlanınca insan daralıyor gerçekten.

Neyse biz içeriğine bakalım! Rise of the Ronin’dekine benzer bir tarz olsa da orada yan görevleri daha çok sevmiştim. Burada biraz daha “şuraya git ve şunu öldür” kafasında bir yol izlenmiş. Savaşmak keyifli olduğu için elbette bunları yapmak sizi sıkmıyor sonuçta oyunun dünyası koca bir looter gibi işliyor. Sürekli yeni kıyafetler, silahlar düşürüp takabiliyor (hem Samurai hem Ninja için ayrı ayrı) ve Araf diye adlandırdığım ana üssümüzde bunları bozdurup farklı geliştirmeler alabiliyoruz. Bu bakımdan düşman kesip, görev yapmak oldukça önemli.

Save noktası olarak kullanılan sunaklar ise dünyaların dört bir yanına dağılmış durumda. Burada seçili yetenekleri tak çıkar yaparak karakterin build’ine yön vermenin yanı sıra açık dünyada bulduğumuz değişik yaratıklar vesilesi ile; can tamlamaya yarayan iksirler ve oynanışa etki eden sistemleri geliştirebiliyoruz. Düşman kampları, kızıl bölgelerdeki arenalar ve lanetli düşmanlar gibi daha bir çok etkinlik var. Yolların genel olarak birbirine rahat bağlanması da Metroidvania tadını azıcık verebilmiş.

Görsellik, teknik kısımlar ve kapanış

Nioh 3 ortalama gözüken bir oyun. Bence görsel tasarıma hatta ne yazık ki sanat tasarımına da çok önem verilmemiş. Bu oyuna girdiğiniz ilk andan anlaşılıyor. Normal şartlarda tepeden bakıp uzaktaki bir yeri izlediğim her oyunda manzara beni büyülerken burada spesifik olarak bunu yapmak isteyen bir sahnede hiçbir şey hissetmedim. Düşman ve karakter tasarımları kısmını güzel yapmış olsalar da, iç mekanların karanlıkta kalması ve dış mekanların da texture detaylarının özensizliği daha iyi bir yapılabilirdi dedirtti.

Ama son oyundan sonra tabii buna da şükür PS5 üzerinde sabit FPS’te rahat bir deneyim alabildim. Hem de bayağıdır oynuyorum yani ilk gün güncellemesi ile falan çok daha iyi olacaktır kesinlikle. Takılma, donma veya bug gibi sorunlarla da karşılaşmadım.

Nioh 3 böyle uzun uzun anlatılmayı hak eden aşırı dolu bir oyun. Özellikle dövüş sistemi kısmında Team Ninja’nın senelerdir bu kadar tatmin edebilmesi mutlu ediyor. Yıllarıdır beklediğimiz “Evet, hit oyunları bu!” oyunu ne yazık ki olamamış çünkü o noktada hikaye, büyüleyici atmosfer ve zorluk dengesinin verdiği keyif konusunda sınıfta kaldığı yerler var. Ama çok çok güzel bir deneme ve umuyorum belki de yeni bir IP ile çok güzel işler başaracaklardır. Ben oyunu Souls-like seven herkese gönülden öneriyorum. Okuduğunuz için teşekkürler hoşça kalın!

Seyidcem Öztürk
Seyidcem Öztürk
Bazen şarkı yazarım ama daha çok mühendislik ile cebelleşirim. Oyun oynamaksa her daim hayatımın içine entegredir. Çeşitli yazılar ve videolarla dolu oyun basını maceram ise hala devam etmekte. Nintendoʼdan ve Japonyaʼdan çıkmış oyunlar ise ana dalımdır.

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Daha Fazla Atarita

Oyun Gündemi:

Nioh 3'ün PlayStation 5 inceleme kopyası, Koei Tecmo tarafından Atarita'ya gönderilmiştir. Nioh 3 incelemesine hoş geldiniz! Fark ettim de Team Ninja bayağı bir süredir Souls-like yapıyor. Kah başarılı, kah başarısız; ilginç deryalarda dolanıyorlar. FromSoftware'in sektöre bomba gibi düşürdüğü bu türde pek fazla iyi örneğe...Nioh 3 İnceleme