| Atarita sizin için inceledi! Editörlerimiz her oyun incelemesine saatlerce emek harcıyor ve bilmeniz gereken tüm detayları objektif şekilde ele alıyor. Nasıl yaptığımızı merak ediyorsanız inceleme politikamıza göz atabilirsiniz. |
Mixtape’in PC inceleme kopyası, Annapurna Interactive tarafından Atarita’ya gönderilmiştir.
Selam! Bugün sizlerle gençliğin asi ruhunun körüklediği nostaljik bir yolculuğa çıkıyoruz. BAFTA Ödüllü The Artful Escape‘in geliştiricileri, oyuncuların ruhuna yeniden müzikle dokunmayı hedefliyor ve ortaya Mixtape çıkıyor. Sanat tasarımı ve atmosferiyle çıkmadan önce radarıma giren oyunumuz, çıkışıyla birlikte oldukça ses getirdi. Burada olma sebebinizin de ortak olduğunu düşünüyorum. Gelin bakalım, üç arkadaşın hikâyesini anlatan ve zamanının popüler şarkılarıyla bizi 90’lara götüren oyunumuz nasılmış? Kaseti geriye saralım ve oynat tuşuna basalım.
Kaset başa sarıyor ve hepimizden bir parça çalmaya başlıyor: Hayalperest ve özgürlükçü gençlerin zamansız hikâyesi
Mixtape, karakterimiz Stacey‘nin arkadaşlarıyla kasabasında geçirdiği son günü konu alıyor. Zamanında Life is Strange furyasına yetişmiş ve sunduğu benzersiz duygularla büyük bağ kurmuş birisi olarak benzer bir hissi yıllardır video oyunlarında aramaya devam ediyorum. Sahip olmadığın anılardan nostaljik his yaşayabilmek, orada gibi hissedebilmek ve karakterlerle bağ kurabilmek rüya gibi bir deneyim sağlar. Her tarz oyunları oynayan ve bundan keyif alan birisiyim. Hâliyle bu tarz iç ısıtacak oyunlara da defalarca şans verdim. Yani sizi temin edebilirim ki o eşsiz deneyimi arayan birisiyseniz ve aradığınız oyunun Mixtape olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız, doğru incelemedesiniz.

Oyun, en pür hâliyle size harika müzikler eşliğinde bir gençlik düşünü deneyimleme fırsatı sunuyor. İsminin hakkını veriyor, farklı tarzda müziklerle gruptan gruba sıçrarken aslında gençliğin ve anıların bizdeki izlerini gözlemliyoruz. Henüz genç yetişkin birisi olarak 90‘larda genç olan hedef kitlesinin içerisinde değilim ancak müzikler dahil bu hislerin zamansız olduğunu söyleyebilirim. Hikâye anlatımını merkeze koyan bu tarz macera oyunlarının çoğu, eşyalarla etkileşim ve hareketle sınırlı bir oynanış sunuyor. Bence bunda bir sakınca yok. Tasarım seçimlerinden ziyade onları nasıl ürüne entegre ettiğiniz sonucu etkileyen asıl şeydir. Ancak Mixtape tüm bunlardan sıyrılıyor ve bence takdir edilmesi gereken en önemli kısmı da bu.
Yanlışım olmasın, sanırım ilk defa zengin hikâye anlatımı sunan bir oyunda bu kadar akıcı ve bütüncül bir ilerleme görüyorum. Yaklaşık 3.5 saatlik oynanışta oyun çoğunlukla yüksek tempolu olmamasına karşın sürükleyiciliği korumak için çok doğru kararlar almışlar. Size şöyle söyleyeyim: Yoğun bir günün ardından aşırı yorgun bir hâlde eve geldim. Herhangi bir dizi ya da filmi izleyecek kadar bile hâlim yoktu ancak oyunun kodu gelmişken birazcık göz atayım dedim. Ve saatin kaç olduğunu fark ettirmeden oynattı. Bu tek başına takdir edilmesi gereken bir unsur.

Oyunun başından sonuna değin karakterimiz monologlarıyla üç kişilik arkadaş grubunda bizi dördüncü kişi hâline getiriyor. Hikâyede ya da karakterlerde muazzam bir derinlik, beklenmedik bir ters köşe gibi bir durum beklemeyin. Oyun size vadettiği şeyler konusunda çok açık ve son ana kadar da bunu sağlıyor. Karakterimiz kasabadaki son gününü geçirirken gözünün önünden geçen anılara eşlik ediyoruz. Herhangi bir genç olarak yaşayabileceğiniz ve oldukça tanıdık bir hikâye sunuyor.
Tutku projesi olduğu her hâlinden belli bir oyun. Karakterlerimiz de oldukça tutku dolu. Gençliğin ateşiyle yanıp tutuşuyorlar ancak yaşlarının getirmiş olduğu belirsizlik gibi karmaşalarla da uğraşıyorlar. Stacey bize her bölüme özel seçtiği müzikleri tanıtadursun, ben de sizi oyunda nelerin beklediğine dair daha detaylı bir anlatıma geçeyim. Toplam 30 bölüm içerisinden sizlere yaklaşık 1.5 saatlik bir karışık kaset çıkıyor.
Geliştiriciler kendi karışık kasetinizi yapabilmeniz için sitelerinde özel bir eklenti koymuşlar. Arattığınız takdirde her türlü şarkıyı bulup ekleyebiliyorsunuz. Araştırırken keşfettim, sizinle de buluşturmak istedim.
Akıcı hikâye anlatımı farklı mekaniklerle birleştirilerek dinamik bir deneyim sunuyor
Gelelim tutku durumuna: Ana karakterimiz Stacey, müzik konusunda oldukça tutkulu birisi. Bu konuda oyunda doğrudan verilen bir detay yok ancak kendisinde bir şekilde nöroçeşitlilik olduğundan %95 eminim. Her anını müzikle geçiren, öyle ki müziği yaşam stili hâline getiren bir karakterimiz. Komik olmak için çabalamayan ama doğal olarak komik birisi. Hâl böyle olunca da hikâyenin dokunaklı anları bile serpiştirilmiş komedi unsurlarıyla şekilleniyor. Bize olayları anlatışı, yaptığı yorumlar ve arkadaşlarıyla diyalogları doğal bir eğlence yaratıyor. Hikâyeyi akıcı hâle getiren asıl sebep de tam olarak bu.

Üç asi gencimiz kendilerince uç hareketlerde bulunuyor ancak aslında herhangi birimiz gibi oldukları da yüzümüze çarpıyor. Aslında üçü de nezih bir aileden gelen ve kendi ilgi alanlarıyla ilgilenmek isteyen özgür ruhlar. Stacey yaptığı karışık kasetlerle müzik sorumlusu olma ve ün yakalama fırsatını kovalamak üzere kasabadan ayrılmak istiyor. Çocukluk arkadaşı Van Slater müzik kayıtları oluşturuyor. Lisede ikiliye katılan Cassandra ise baskıcı ebeveynlerinin aldığı kararlardan arınmış, hür bir seçim yapmak istiyor. Oyunun büyük bir kısmında bu üç arkadaşın anılarıyla birlikte baskıcı ebeveynin çocuğu üzerindeki olumsuz etkilerini gözlemliyoruz.
Çoğunlukla Stacey’nin tanıttığı müziklerle belirlenen bölümün atmosferi, farklı mekaniklerle çeşitleniyor ve çoğunlukla eşsiz bir deneyim sunuyor. İçerisinde türlü mini oyun barındırıyor demeyi tam olarak doğru bulmuyorum çünkü çoğu farklı mekanik, hikâye anlatımı içerisinde farklı anlık etkileşimlerle bize sunuluyor. Birbirlerinden farklı oynanışlara sahip olsa da o kadar ayrı bir his yarattıklarını düşünmüyorum. Hikâye ağırlıklı oynanışta oyuncuya sağlayabilecekleri çoğu etkileşimi sağladıklarını düşünüyorum.

Oyun boyunca gerçekten Stacey‘nin kendisi oluyoruz ve bu etkileşimler, hikâyeyi çok daha benzersiz bir şekilde kapsıyor. Mesela, karakterimiz ilk öpüşmesini anlatırken dil hareketlerini ne kadar tuhaf bulduğunu bunu bizzat bize yaşatarak çok daha derin şekilde hissettiriyorlar. Terk edilmiş dinozor parkında dilediğimizce fotoğraflar çekebiliyoruz ve bunlara hikâyenin ilerleyen zamanlarında yeniden denk gelebiliyoruz. Anı olarak oynadığımız anlar, günümüzde gerçek hâle gelince karakterle bağ kurduğunuz takdirde çok tatlı bir his uyandırıyor. Dilediğiniz şekilde boyadığınız kapıyla sonradan etkileşime girmek gibi yaratıcılığınıza bırakılmış unsurları da içerisinde barındırıyor.
Oynanış yalnızca bunlarla sınırlı kalmıyor. Hikâye sakin bir gençlik anısı gibi olsa da temposu zaman zaman değişiklik gösteriyor. Arkadaşlarımızı dinlerken taş sektirerek sudaki hedefleri vurduğunuz ya da müdürün evini tuvalet kâğıdıyla kapladığınız anlarda oynanışı dilediğiniz kadar devam ettirebiliyorsunuz. Dilediğiniz şekilde Slushy içeceğinizi yapabilmeniz ya da dilediğiniz üç filmi kiralamanız için de oyun özgür bırakıyor. Çizgisel bir yapısı olsa da sunulan içeriklerin çoğunda ne kadar vakit geçireceğiniz oyuncuya bırakılıyor.
Oyuncu etkileşimi, hikâye anlatımını uç örneklerle eşsiz bir noktaya taşıyor
Oyunun en başarıyla gerçekleştirdiği şeylerden birisi de müziği nerede nasıl kullanacaklarını gerçekten doğru hesaplamalarıydı. Bu saydığım hiçbir unsur tek başına muazzam şeyler değiller. O yüzden dedim ya: Bir tasarım seçiminin başarılı olup olmayacağını gösteren şey sonuçtur, tek başına o seçimin kendisi değildir. Herhangi bir uç özellik barındırmayan herhangi bir gençlik hikâyesini oyuncuya yansıtma kısmında oldukça başarılı olmuşlar. Müziklerin anı anına kullanım şekli, karakterlerin yorumları, karakterimizin monologları, seslendirme kalitesi ve mekanikler birleştiğinde oldukça akıcı ve nostaljik bir deneyim çıkıyor.

Yazının başlarında dediğim bir şeyi tekrarlamak istiyorum. Bu oyunun hedeflediği şeyi doğru anlamak ve buna göre hareket etmek çok önemli. Bu oyun, size derin ya da farklı bir hikâye anlattığını iddia etmiyor. Oynanış açısından da tür bazında muazzam bir fark sunmayı hedeflemiyor. Oyunun gerçekten tek ve en önemli özelliği müzikleri. Bu müziklerle bütünleşen, yüzeysel ve deneyimlemesi keyifli bir gençlik hikâyesine eşlik ediyoruz. Yine de kafanız karışmasın. Yapısı etkileşimli bir film gibi hissettirmiyor. Tartışılmaz şekilde oyun olduğu kanaatindeyim. Yalnızca kısa ve sürükleyici bir deneyim sunuyor.
Oyunu karışık bir kaseti dinler gibi akıcı bir anlatımla sunmak istemişler. Oyuncuya yüksek tempolu bir sahne sundukları bazı anlarda, bunların çoğu bir yerden bir yere hızlı gitmekle ilgili oluyor, hata yapma gibi bir unsur eklememişler. Çektiğiniz fotoğrafları ya da boyadığınız kapıyı görme gibi sınırlı anlarda karşımıza çıkan sonraki anı etkileyebilme özelliği, oyunun çoğu anında bulunmuyor. Oyun sizi devamlı ileriye gitmeye ve hikâyeyi takip etmeye teşvik ediyor. Buna rağmen kaykay sekanslarında araba altında kalma gibi sıkıntılı anlarda temaya uygun olarak zamanın geriye alınması gibi bir unsur eklemişler. Oyunun arayüzü dahil her şey temaya uygun ve özel stilize edilmiş. Sanat tasarımının her anının tutku koktuğunu ayrı olarak belirtmek gerek.

The Artful Escape‘i oynamadım ancak o zamandan bu zamana görsel kalitede fark yarattıklarını gözlemleyebiliyorum. Işık kullanımı gibi unsurlarla grafiklerinin yarattığı atmosfere bayıldım. Bu tarz animasyon stilini çok beğeniyorum. Çok stilize geliyor. Dürüst olmak gerekirse gerçekçi grafikler yerine bunları her zaman yeğlerim. Her anı ayrı olarak sanatla donatılmış hissettiriyor. Birçok sahneyi ekran görüntüsü alıp arka plan yapmanız mümkün.
Grafikler bir yana, animasyonların hareketlerini de oldukça başarılı buldum. Stilize olarak tercih ettikleri düşük kare hızlı animasyonlar kendine has bir dokunuş katmış. Yapısı, hareketlerin pürüzsüz oluşturulması sebebiyle çoğunlukla göze batmıyor. Ancak yürüme animasyonunda kesinlikle bunun geçerli olduğunu söyleyemeyeceğim. Özellikle küçük bir tümsek gibi bir alanın üzerinden anlık geçtiğimizde karakterlerin yürüme illüzyonu ortadan kalkıyor. Alan üzerinde süzüldüğünü fark edebiliyorsunuz. Bu da animasyonun bu konuda düzenlenmesi gerektiğini gösteriyor.
Bu tarz hikâye ağırlıklı bir macera oyunu arayanlar için eşsiz bir anı olmayı garantiliyor. Ancak deneyim odaklı yapısına tezat yüzeysel hikâyesi kimi oyuncuya göre olmayabilir
Bunun dışında gözüme çarpan animasyon sebepli bir sorun olmadı. Dramatik karakterimizin sembolik anlatımlarıyla gerçeklikten çıkan ve adeta hipnoz etkisi yaratan anların oyuna farklı bir hava kattığını düşünüyorum. Kesinlikle karakterimize ve oyunun genel yapısına uyuyor. Hüzünlü anların bile komik durmasının bilinçli bir sebep olduğunu düşünüyorum. Keza oyun hissettirmek istediği duyguları istediği zaman gayet yansıtabiliyor.

Yaşamadığınız takdirde ne kadar anlarsınız, emin değilim ancak yakın arkadaşınızdan fiziksel olarak kopma ve hayatınızda yeni bir sayfa açmanın yalnızca kendisi bile oldukça dramatiktir. Çoğunlukla fizikselle kalmıyor ve bir nebze soyut bir kayıpla sonuçlanıyor. Elbette oyunda o süreci gözlemlemedik ancak genelde bu durum yolculuktan önceki gün yüze tokat gibi vurur. Günün başlangıcının herhangi bir günleri gibi başlamasıyla sonlara doğru hüzün sebepli öfkelerinin nihayetinde kabullenişe dönmesini gözlemlemek güzeldi. Ya da o tokat gibi vurma dediğim anı son tokalaşma olarak yansıtmaları güzeldi. Bunu yaşamış birisi olarak “Don’t let go”nun “Let go”ya dönüşünü izlemek ve bırakmakta zorluk çekmek de gerçek hissettirdi.
Yani oyun aslında sahiden gerçek gibiydi. Elbette 90’larda genç olanlar adına konuşamam ama bu oyunu en çok hissederek oynayacak kişilerin gençler ve genç yetişkinler olduğunu düşünüyorum. Değişimden korkmak, değişimi reddetmek ve belirsizlik içerisinde kendini keşfetmek gibi konuların dostlukla işlenmesi hayatın bir parçası gibi hissettiriyor. Kendinizden bir parça bulamayacak kadar bu dönemleri geride bıraktıysanız ya da yanlış bir zamanda bu oyunu deneyimleme kararı alırsanız belki de bu oyun size göre olmayacaktır.

Ama bana kalırsa içinizdeki genç ruhu hiçbir zaman söndürmeyin. Değişim kaçınılmazdır, bu hayatın getirisi. Ancak gençlikle bağdaştırdığımız çoğu unsur, ruhumuzun ışıldamasını sağlayan asıl şeydir aslında. Derin dostluklar, tutkuyla bağlandığınız şeyler ve bireysel özgürlük hayatımızın her noktasında önemlidir. İnsan özgürlükleri elinden alınmış, hiçbir tutkuya sahip olmadan, yapayalnızken hayatın ne önemi kalır ki? Bu tarz oyunlar, daha derin düşünceler içerisine girmeme neden oluyor. Bazen oldukça yüzeysel olan bir ürün, sizin içinizde derin bir anlam oluşturabilir. Mixtape de tam olarak böyle bir oyundu.
Hikâyesi daha derin olabilir miydi? Evet. Daha çok etkileşime gireceğimiz eşyalar, karakterler hakkında edinebileceğimiz bilgiler ve belki de temaya uygun toplanabilir içerikler olabilirdi. Oyun bitiminde göz atabileceğimiz, bu nostaljik yolculukta ardına bakacağımız bir tablo bırakabilirdi. Belirttiğim üzere oyunda az da olsa oyuncunun elinin bizzat değdiği unsurlar var, onlara yer verilebilirdi. Ama bunların olmaması bana kalırsa oyunda hiçbir şekilde eksi yaratmıyor. Oyun, karakterimizin gittiği güne bile geçmiyor. Gerçekten hayatlarına kısa bir süre dahil oluyoruz ve çıkıyoruz. Niye böyle de olmasın ki?

Oyunda kullanılan çoğu müziği hâlihazırda zaten dinliyordum. Hatta bu sebepten çoğu zaman müziği dinlemeye devam edebilmek için karakteri hareketsiz tutup tamamen ana ve atmosfere odaklandığım oldu.“Yesterday’s Hero” gibi bazı müzikler yer yer bilinçli tempo yükseltmesi için kullanılmıştı. Aynı zamanda cezalandırıcı bir unsur olmadığı gerekçesiyle sosyal medyada dönüp duran kesit de buradan. Buna kendimce bir yorum yapmak istiyorum: Her zaman bir oyunda cezalandırıcı unsur, “Oyun bitti.” ekranına dönmekle ya da oynanışta bariz bir değişiklikle yansıtılmak zorunda değil. O sekansta kısa zamanlı hareketi başarısız yaparsanız karakterinizin temposu bariz bir şekilde düşüyor. Müziğin ve sahnenin tadı bozuluyor. Bu, bu oyun için yeterli bir cezalandırma değil mi sizce de?
Benim düşüncelerim bu şekilde. Annapurna Interactive, sektör içinde nadide hazine niteliğinde bağımsız oyunların yayıncılığını gerçekleştiriyor. Tabii ki de her birinin başarısını ve potansiyel oyuncu niteliğini ayrı ayrı incelemek lazım. Ancak her birinin farklı tasarımlar deneyen ve sanat kokan oyunlar olduklarını söyleyebilirim. Mixtape de bu örneklerden birisi oldu. Herkese göre olmayabilir ama türü içerisinde kesinlikle farklılıklarıyla sıyrılıp ışıldıyor. Geliştiricilerinin başarılarının devamını dilerim. Müzik odaklı daha derin hikâyelerle buluşmak ümidiyle.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Aklınızda bir soru kaldıysa seve seve cevaplarım, lütfen yorumlarda belirtin. Bir sonraki oyuna kadar görüşmek üzere! İyi oyunlar dilerim, sağlıcakla kalın.


