Dordogne İnceleme

Paylaş

Haziran ayının merakla beklenen isimlerinden Dordogne, araya giren mesafelerin ve unutulmuş anıların oyunu… Çıkışından önce deneyip inceleme fırsatı buldum.

Dordogne - İnceleme
Dordogne – İnceleme

Kim çocukluğuna dönmek istemez ki?

Dordogne’u bundan aylar önce, Nintendo Indie World sunumunda ilk kez gördüğümde, hakkında şunları karalamıştım: “Sunumun sanatsal yönüyle dikkat çeken bir diğer oyunu. Oynanışı, geçmişi ve günümüzü harmanlıyor. The Medium kafası yani; tabii onun çok çok daha tatlı bir versiyonu :). Yayıncılığını Focus Entertainment’ın üstlendiği oyun, bir aksilik çıkmazsa önümüzdeki yıl beğenimize sunulacak.”. O günden sonra Dordogne’un varlığını tamamen unutmuşum; çıkışından önce deneme fırsatına erişmek bana da sürpriz oldu yani.

Oyuna başlarken kafamda birkaç soru işareti vardı. Sanatsal açıdan neyle karşılaşacağımı az çok biliyordum da oynanış kısmı benim için tam bir muammaydı mesela. Fragmanlar oyunun bu yönüne pek değinmemiş, görselliği – doğal olarak – ön plana çıkarmışlardı. Tabii ortada oynanış namına gösterilebilecek bir şeyin olmaması gibi bir ihtimal de vardı ve beni asıl korkutan da buydu.

İleride daha detaylı değineceğim ama kuşkularımın doğru çıkmadığını mutlulukla söyleyebilirim. Evet, Dordogne oynanış elementleri açısından yine pek bir şey vadetmiyor. Ama geliştirici ekip elindeki malzemeyi anlatıyı güçlendirmek için kullanmış ve bu da Dordogne’u çok daha lezzetli bir hale getirmiş.

Ufak çaplı bir zaman yolculuğu

Oynanışı daha detaylı konuşmadan önce hikayeye değinmek şart. Oyun, adını Fransa’nın güzeller güzeli Dordogne ilinden alıyor. Hafızasını kaybeden karakterimiz Mimi, büyükannesinin ölümünün ardından, 20 yıl sonra Dordogne’a dönüyor. Uzaklara taşınmadan önceki son yaz tatilini burada geçiren Mimi, bir nevi kaybolan anılarını geri getirmeye çalışıyor ve oyun ilerledikçe o yokken büyükannesinin başından geçenleri öğreniyor.

Hikayenin temelini beğenmenin haricinde yapı olarak da Gone Home’a benzettim. Oynayanlar bilecektir; Gone Home’da zincirleme şekilde okuduğumuz notlarla hikayede ilerliyorduk. Burada o notlar yerini “ufak çaplı zaman yolculuklarına” bırakıyor ve kaybolan anılarınızı geri getirdikçe yapbozun eksik parçalarını tamamlamış oluyorsunuz.

Oyunun başlıca mekaniği işte bu zaman – mekan geçişleri. Oyun boyunca 2002’yle 1982 arasında mekik dokuyorsunuz. Ortada sadece çevrenin değişmesi gibi bir durum yok üstelik. Bu iki gerçekliğin odak noktasına aldığı kavramlar ve duygular da değişiyor. Mesela, yetişkin Mimi daha çok cevapsız soruların peşinde olduğundan, 2002’ye bir gizem havası hakim. Küçük Mimi’nin dünyası ise çok daha renkli ve olması gerektiği gibi bir yaz tatili tadında.

Hikayeyi eleştirebileceğim tek bir nokta var, o da senaryonun bazı kısımlarının tam sonuca bağlanmayışı. Senaryodaki bazı yan olaylar sanki unutulmuş gibi; uçları açık bırakılmış. Daha sağlıklı bir yapıda olmaları oyuna çok daha derinlik katabilirmiş. Yapı olarak benzeştiği Gone Home, ana olayın haricinde başka şeylere de değiniyor ve bu da oyunun hikayesini iyice ilgi çekici hale getiriyordu örneğin.

Biraz fazla olmamış mı?

Oynanışa geri dönelim. Dordogne, anlatıyı pekiştirmek için pek çok mini oyun ve etkileşimle süslenmiş. Mini oyunlardan yana bir sıkıntım yok, Mimi’nin büyükannesiyle geçirdiği zamanı oyuncuya başarıyla aktarıyorlar. Çiçek ekmek, yemek yapmak ve dahası; her biri içerisinde çeşitli mini oyunlar barındırıyor. Çoğu gayet keyifli de.

Maalesef etkileşim konusunda aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Oyun, özellikle ilk saatinde gereksiz miktarda etkileşim barındırıyor. Kapı açma gibi basit şeyler için bile ayrı bir ekranın veya animasyonun oluşu oyunu iyice hantallaştırıyor. Neyse ki bu durum ilk bir saatin ardından gözle görülür biçimde azalıyor ve bu etkileşimler senaryo için daha önem arz eden unsurlarda kullanılıyor. Yoksa gerçekten aşırı konforsuz bir deneyimle karşı karşıya kalırdık…

Diğer oynanış mekaniklerine değinmeyi gerekli bulmuyorum. Ufak tefek şeyler olmalarının yanında olmasalar da olurmuş bence. Dordogne’un oynanış süresi işte bu yüzden ayrı bir önem kazanıyor: Sonuçta, iki paragrafla özetlenebilen bir oynanış örüntüsünü tadında bırakmanız gerek. Neyse ki geliştirici ekip de tam kararında tutmuş oynanış süresini. Dordogne, 3 ila 4 saat arasında bitiyor ve oyunu kapattığınızda gerçekten doyduğunuzu hissediyorsunuz.

Sanat eseri

Oyunun en kuvvetli yönleri olan ses ve grafik tasarımını sona sakladım. Dordogne, çıktığında bu iki dalda da ödül alabilme potansiyeline sahip. Özellikle de sulu boya tarzı grafikleriyle.

Oyun, tasarım olarak daha önce hiç görmediğim bir tarza sahip. Karakterlerin yüzleri dışında hemen her şey sulu boya tarzında ve bu da insana oyun boyunca bir tablonun içindeymiş gibi hissettiriyor. Hele hele oyun boyunca karşılaştığınız manzaralar, gerçekten hayranlık uyandırıcı cinsten.

Bir oyunun müzikleri, sen onu bitirip kenara koyduktan sonra bile hafızandan silinmiyorsa, o oyun ses tasarımı konusunda başarılıdır. En azından ben böyle düşünüyorum ve bu kıstasa göre Dordogne harika bir ses & müzik tasarımına sahip. Oyunun ambiyans müzikleri hala aklımdan çıkmış değil ve yaşadığın deneyimi bambaşka bir noktaya taşıyorlar.

Dordogne - Nihai puan
Dordogne – Nihai puan
Ahmet Kaan Mandalı
Ahmet Kaan Mandalı
Koyu Fenerli müşkülpesent yazar kişisi.

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Daha Fazla Atarita

Oyun Gündemi:

Haziran ayının merakla beklenen isimlerinden Dordogne, araya giren mesafelerin ve unutulmuş anıların oyunu... Çıkışından önce deneyip inceleme fırsatı buldum. Kim çocukluğuna dönmek istemez ki? Dordogne'u bundan aylar önce, Nintendo Indie World sunumunda ilk kez gördüğümde, hakkında şunları karalamıştım: "Sunumun sanatsal yönüyle dikkat çeken bir diğer oyunu....Dordogne İnceleme