| Atarita sizin için inceledi! Editörlerimiz her oyun incelemesine saatlerce emek harcıyor ve bilmeniz gereken tüm detayları objektif şekilde ele alıyor. Nasıl yaptığımızı merak ediyorsanız inceleme politikamıza göz atabilirsiniz. |
Monster Hunter Stories 3: Twisted Reflection’ın Nintendo Switch 2 inceleme kopyası, CAPCOM tarafından Atarita’ya gönderilmiştir.
Monster Hunter Stories 3: Twisted Reflection incelememize hoş geldiniz sevgili okurlar! Yine bendeniz Seyidcem yine bir JRPG ile karşınızdayım. İnanır mısınız benim için bu oyun senenin sürprizlerinden biri oldu. Hiç oynama planımın olmadığı hatta takip bile etmediğim bir oyundu. Ancak arkadaşlarımdan da duyduğum iyi geri dönüşlerden ötürü bir göz atmak istedim. Ki elleri ayakları yere sağlam basan ve üstüne düşünülmüş bir oyun görünce hem şaşırdım hem de sevindim. Hadi gelin detaylıca konuşalım!
Monster Hunter geçmişime dair
Monster Hunter ile inanılmaz iyi bir geçmişim yok. Hatta ilk karşılaşmam da tekrardan Atarita sayesinde olmuştu. Geçtiğimiz senenin güzide oyunlarından biri Monster Hunter Wilds incelemesini sizlere sunmuştum. Ancak ana seri dışında da “Stories” adında bir yan seri olduğunu yeni öğrendim. Peki bu da mı canavar avlama üzerine kurulu detaylı bir oyundu yoksa bambaşka maceralar mı anlatıyordu?

İşte burada oyunun sonundaki “Stories” ibaresi devreye giriyor. Tahmin edileceği üzere bu oyunlar Monster Hunter evreninin belli başlı zamanlarında geçen dönem hikâyelerini anlatmakta ve aslında hiçte fena işler çıkarmamışlar. Dövüş sistemi olarak sıra tabanlı savaşı ve ekol olarak da JRPG janrasını baz aldıklarına göre de radarıma almamam için hiçbir sebep yoktu.
JRPG karakterlerinin kaderi hep aynı!
Öncelikle şunu söylemem gerek… Oyunun “Canon” olarak hangi karakteri veya ismi kullanması gerektiğine bakmadım. Çünkü karakteri kendimiz yaratıp isimlendiriyoruz. Hatta içerik olarak dolu yapılmış bir karakter yaratma ekranı olduğunu da söylemem gerek. Ancak hiç bilmeden karakterimin adını Final Fantasy XV’deki ana karakter Noctis olarak isimlendirdim ve Monster Hunter Stories 3’te olaylar o kadar uçuk olmasa da yine kendimizi bir aile dramasının içinde buluyoruz.

Artık Noctis diyeceğim ana karakterimiz Azuria Krallığının prensi ve aynı zamanda bir ejderha sürücüsüdür. “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin”dekinden hallice ilişkisi olan babası ile de sürekli pasif bir çatışma halindedir. Babası krallığın veliahtı olarak onu hep savaş, barış ve yönetim tarafına itmek istese de Noctis daha çok Ejderha yumurtası toplayıp habitatı güçlendirmek adına adımlar atan araştırmacı ve maceracı bir adamdır. Biz de yavaş yavaş bu ailenin geçmişini, annesiyle olan ilişkilerini ve öteki krallık Vermeil ile olan ilişkilerini gördükçe kendimizi tüm krallıkları saracak bir dramanın içinde buluyoruz.
Ben burada CAPCOM’u, “evimize geldiler, herkesi kestiler ve öksüz kaldık, şimdi devam” çizgisinden çıkıp daha kişisel ve de daha genel bir hikâyeyi doğru trafikte sundukları için taktir ettim. JRPG’lerde sürekli aynı şeyleri oynamaktan gerçekten sıkılmıştım. Buradaki tatta benzer malzemelerden yapılan yeni bir yemek, yeni bir tat gibi hissettirdi. Bu bağlamda finale kadarki süreçte düşünülünce önüme attıkları filler görevler dışında burada eleştireceğim pek bir şey bulamadım. Eleştireceğim kısım biraz daha açık dünya ile ilgili ve hadi ona geçelim.
Açık dünya olmasını anlıyorum ama…
Oyunlarda açık dünya görmek eskiden beni mutlu eden bir şeydi. Artık bir oyuna başlamadan önce acaba bu sefer ne gibi saçmalıklarla dolu olacağını sorguluyorum. Monster Hunter Stories 3: Twisted Reflection tarafında bu durum biraz yarı yarıya oldu. Çünkü bir Monster Hunter oyunu teknik olarak açık dünya olmalı gibi hissediyorum. Bu o evrende geçen hikâye tabanlı bir oyun olsa dahi. Ama “filler” kısımlar var ya o “filler” kısımlar… Japonya büyükelçiliğimi devrettirecekler artık bana!

Ana görev serileri ve görev yapıları gerçekten hoşuma gitti. Genel olarak oyunun size öğretmek istediği ana mekanikleri denetme üzerine kurulular ve bunu havalı ara sahneler ve keyifli diyaloglarla sunuyorlar. Biz ejderha binicileri olarak “Ranger” olarak bilinen ve ejderhalarla birlikte savaşmayı, onları kullanmayı öğrenmiş bir ekibin lideriyiz. Buradaki karakterler gerçekten izlemesi keyifli portreler çizmekte olup her yeni gelen karakteri de aileye alma işini güzel hissettirmişler.
Ancak gel gelelim yan görevlere! Bence bu işin olması gerekeni az ve öz ama sağlam, akılda kalıcı görevler sunmaktır. Monster Hunter Stories 3: Twisted Reflection ise bunun tam tersini yapıyor! Açık dünyada adımınızı attığınız herhangi bir yerden yan görev fırlayabiliyor. Ve hayır bunlar rastgele değil tamamen hali hazırda, belli olan yerlerde duruyor. Çoğunluğunu “Şurada şöyle bir yaratık varmış.” senaryosundan hallice olan bu sıkıcı görevler maalesef “grind” yapmanız için önem arz etmekte.

Çünkü az sonra geleceğimiz “dövüş” kısımları esasen o kadar kolay değil. Bu yüzden doğal olarak partinizi kasmak istiyorsunuz. Etrafta deli dana gibi mağaraları dolaşıp canavar yumurtası toplamak ve nadir olanları avlamak bir noktaya kadar keyifli olsa da eninde sonunda yolunuz o yan görevlerle kesişiyor. Sonrasında bunlar neden var ki diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Açık dünya zaten yaşayan bir dünya gibi hissettirmiyor, bir de sabit duran NPC’ler atmosferi epeyi bozuyor.
Ama ekibin tutkularını böylesine güzel yansıtmaları beni mutlu etti. Misal çevrede bahsettiğim gibi mağaralar var ve buralardan canavar yumurtası bulup onları büyütebiliyoruz. Böylece açık dünyadaki herhangi bir habitata o ilgili canavarı elementine göre yollayıp ekosisteme denge sağlayabiliyoruz. Çılgınca bir “life sim” eklentisi ama hoşuma gitti. Böyle küçük detaylar her zaman güzeldir.
Sıra tabanlı dövüş ama bir değişik
Monster Hunter Stories 3: Twisted Reflection kodu geldiğinde her zamanki yaptığım gibi hiçbir şeyi izlemeyerek oyuna direkt daldım. Açıkçası normal Monster Hunter oyunlarındaki gibi gerçek zamanlı, estetik komboları olan bir savaş sistemi bekliyordum ancak sıra tabanlı bir savaş sistemi ile karşılaşınca da hiç yadırgamadım. Biliyorum ki CAPCOM bunu eğlenceli kılmanın bir yolunu elbette bulmuştur. Bulmuşta!

Sıradan bildiğimiz geleneksel savaş sistemleri yerine Monster Hunter’daki “canavarı analiz et” kısmına sadık kalıp çeşitli varyasyonlar eklemişler. Öncelikle sadece kendi karakterimizi ve canavarını kontrol edebildiğimizi söyleyeyim. Tüm partinin kontrolü bizde değil ve bu aslında çok da kötü değil. Temelde 3 ana saldırıyı 3 farklı metotta yapabiliyoruz. “Ağır”, “Teknik” ve “Hızlı” adındaki bu metotları canavarın saldıracağımız bölgesine ve agresifliğine göre ayarlarken aynı zamanda kılıç, ok veya ağır silah arasından da doğru olanla vurmamız gerek.
Her düşmanın belli başlı elementlere veya silahlara zaafı olan kısımları var ve bunları doğru analiz edip o zayıf noktalara gereken saldırıyı yaparsanız bir noktada sersemliyorlar. Böylece Persona’daki gibi tüm ekibin toplanıp vurduğu inanılmaz bir animasyona sahip ağır saldırılar yapabiliyorsunuz. Savaş uzadıkça “Summon” sistemine benzer şekilde karakterlerimiz canavarlarına biniyor ve ekstra özel saldırıların kilidi açılıyor. Bence dövüş sistemi çok şık olmasının yanı sıra kafayı kullanmaya da itiyor.

Boss savaşları genel olarak belli bir “Pattern” üzerinden gidip, yapacağınız şeyleri belli etse de beni çok bozmadı. Oynaması epeyi keyifliydi ve ister istemez Clair Obscur Expedition 33’teki kaçınma mekaniğinin bu oyuna ne kadar yakışabileceğini kafamda kurdum durdum. Sonraki bir nesil zaten Expedition 33 benzeri sistemler görmemiz kaçınılmaz olacak ama umarım CAPCOM’da bu işi geliştirmeyi başarır.
Teknik kısımlar ve görsellik
Monster Hunter Stories 3: Twisted Reflection’ı Nintendo Switch 2 üzerinden deneyim ettim. Doğru bir karar mıydı tartışmaya açık çünkü el modu performansı görsel olarak, Dock mod performansı ise Frame rate olarak hoşuma gitmedi. Bilgisayarda ve diğer konsollarda muhtemelen çok daha iyi çalışıyordur ancak Switch özelinde ben Dock modda oynamayı tercih etmek durumunda kaldım. Bazı sahnelerde droplar olsa da sabit 30FPS civarını yakaladığını söylemek gerek.

Bunun tabii ki genel nedeni görsel kısmın cidden iyi olması. Bu oyun da RE Engine kullanıyor ve Resident Evil 9’un zaten ne kadar iyi gözüktüğünü gördünüz. Sanat tasarımı böyle kaba tabirle cafcaflı olan bir oyunda da bu motoru görmek başta beni şaşırtsa da her geçen gün gücüne hayran kalıyorum. Dilerim firmalar Unreal Engine 5 furyasına kapılmayıp hala kendi motorlarını geliştirmeye devam ederler. Karakter modellemeleri, çizimler, doğa, canavarlar her şey olması gerektiği gibi güzel gözüküyor.
Son yorumlar ve kapanış
Eğer Pragmata’da iyi çıkarsa bu sene CAPCOM’un en güçlü senelerinden biri olacak sanırım. Arkadaşlarımın da gazıyla giriştiğim Monster Hunter Stories 3: Twisted Reflection beklentimin üstünde, eğlenceli ve keyifli bir zaman geçirmemi sağladı. Yer yer yükleme ekranlarının sıklığını ve bahsettiğim filler senaryo, yan görev kısımlarını saymazsak gayet ortalama üstü kalitede güzel zaman geçirebileceğiniz bir oyun olmuş.
Oyunu JRPG seven herkese önermenin yanı sıra Monster Hunter seven herkese önermem pek doğru olmayabilir. Malum oynanış yapıları farklı ve hikâyesel olarak belli bir dönemi konu alıyor. Keza ilk JRPG’niz de bu oyun olmamalı. Ama iyi haber: kalan unsurları sağlıyorsanız göz atın derim! Okuduğunuz için teşekkürler hoşça kalın!



