Atlas Fallen İnceleme

Paylaş

Kumların altına batmış bir hikaye ve bu hikayeyi yüzeye çıkartmak isteyen karakterimiz. Atlas Fallen incelemesine hoş geldiniz dostlar. Oyunu enine boyuna inceleyeceğiz, yer yer öveceğiz ancak yer yer kuma geri batıracağız. Benim için bu inceleme çok önemli çünkü son dönemlerde oynadığım en ilginç oyunlardan birisi olmayı başardı. Hadi, sizi daha fazla bekletmeden incelemeye geçelim;

Atlas Fallen - İnceleme
Atlas Fallen – İnceleme

Atlas Fallen’ın senaryosu geç açılan bir yapıya sahip

Kıyamet sonrası kumlar altına batmış bir gelecekte geçen hikaye, fantastik ögeleri de beraberinde getirmeyi ihmal etmiyor. Devasa kum yaratıkları, fakirlikten ve gıdasızlıktan bitap düşmüş halk ve kurtarıcı olarak görülen biz. Şehre doğru ilerleyen bir karavan ekibinde yer alan ana karakterimiz, başına gelen bazı anlaşmazlıklar neticesinde kendisine büyülü güçler bahşeden bir eldiven buluyor. Bu eldiven, ona farklı yetenekler veriyor ancak büyük bir sorumluluk yüklemeyi de ihmal etmiyor.

Atlas Fallen İnceleme
Atlas Fallen İnceleme

Atlas Fallen, bence geç açılan bir hikaye kurgusuna sahip. İlk başlarda klişe ilerleyen senaryo, daha sonralarda ters köşeler yaratarak daha ilgi çekici bir hal almaya başlıyor. Bu sebeple oyunun ilk kısımlarında çok sıkıldığımı söylesem bile, ilerleyen süreçlerde gerçekten dinlemekten keyif aldığım bazı hikayelerle karşılaştığımı belirtmeliyim. Bu bahsettiğimiz eldiven, kullanan kişiye büyük güçler bahşeden bir eldiven. Kuma gömülmüş yapıları yerinden oynatıyor, insanların korktuğu kum canavarlarıyla yüzleşebiliyor veya çok daha akrobatik hareketlerde bulunmanıza olanak tanıyor. Şimdi biraz daha derine ineceğiz.

Eldiveni ilk taktığımız zaman bizimle konuşmaya başlayan Nyaal isimli bir dostumuz oluyor. Bu dost, bizlere eldiveni nasıl kullanmamız gerektiğini tanıtırken, bir diğer yandan da dünya içerisindeki antik bilgileri de sunmayı ihmal etmiyor. Atlas Fallen, keşife dayalı bir oyun olduğu için hem hikayeyi daha net anlamak hem de dünyayı daha doğru keşfetmek adına Nyaal’ın bilge dinletilerine kulak asmanız gereken bir yapıma dönüşüveriyor.

Hikaye kısmından daha fazla Spoiler vermek istemiyorum. Başta da söylediğim gibi, senaryo geç açılan bir yapıya sahip. Bu sebeple ilk başlarda kendinizi olayın içine kaptırmakta zorlansanız bile, ilerleyen süreçlerde çok daha zevk alacağınız bazı olaylarla karşılaşacağınıza emin olabilirsiniz. Ayrıca senaryo gidişatı bir yana, karakterlerin alt metinleri ve anlatılmak istenen olay örgüsü de dünya keşfine bağlanınca ortaya çok daha güzel harmanlanmış bir yapı çıkıyor.

Eldivenim gümüşten, yeni geldim o işten

Atlas Fallen bir keşif oyunu dedik. Kısmi bir açık dünya içerisinde çok farklı lokasyonlara gidecek, eldivenin bahşettiği güçleri sonuna kadar kullanmak zorunda kalacaksınız. Uçsuz bucaksız çöller içerisinde bir sağa bir sola kayarak ilerlemek oldukça zevkli. Normalde bu tür oyunlarda alışık olduğumuz “araç” mekaniğini “kumda kayma” mekaniği alınca bir garipsiyor insan. Ancak zamanla alışacağınızdan şüpheniz olmasın. Eldivenin verdiği güçlerden bir tanesi de bu “kayma” mekaniği oluyor. Kum üstünde hızlı bir şekilde adeta sörf yapar gibi kayarak giderek istediğiniz yere ulaşım sağlayabiliyorsunuz.

Atlas Fallen İnceleme
Atlas Fallen haritasının ilk kısmı

Aslında bu mekanik çok da “yenilikçi” bir yaklaşım sunmuyor olabilir. Eğer daha önce Forspoken oynama şansına ulaştıysanız oradaki akrobatik hareketlere de pek hakimsiniz demektir. O yüzden bu “kayma” özelliği size pek yenilikçi gelmeyebilir ancak iki oyunu karşılaştıracak olursak Atlas Fallen’ın mekaniği çok daha pürüzsüz ve kullanması keyifli bir halde.

Keşif odaklı dedik, biraz daha açalım bu konuyu. Atlas Fallen’ın açık dünyası haritalara bölünmüş durumda. Her harita farklı bir lokasyon olduğu için içerisinde farklı keşif elementleri ve hikayeler barındırıyor. Bazı haritalarda çöller daha fazla yer kaplıyorken, bazı haritalarda ise yıkılmış şehirler ve surlar görmeniz çok olası. Her bir lokasyonun içerisinde ise keşfedilmeyi bekleyen tonlarca şey bulunuyor. Buradaki tek sıkıcı nokta ise haritaların boyutuna oranla çok az etkileşimli olması diyebiliriz. Keşfedilmeyi bekleyen sandıklar, ses kayıtları, kozmetik eşyalar ve daha birçok içerik barınıyorken, haritaların boyutlarına olan orantısı da bir hayli düşük. Yani bir sandığı açmak için katetmeniz gereken yol, sandığın içinden çıkan eşyaya değecek bir yol olmayabiliyor. Tabii bu durum biraz da kişisel oyun anlayışına bağlı. Neticede kum üzerinde kayarak ilerlemek ve etrafı didik didik arayarak bir şeyler keşfetmek kimi oyuncuya çok eğlenceli gelebilir.

Aslında bana da çok eğlenceli geliyor. Neticede ben oynadığım oyunların her bir köşesini keşfetmeyi seven ve haritada ne varsa yapmayı seven bir oyuncuyum ancak oyunun ilerleyen kısımlarında bu durumdan biraz sıkıldığımı söylemem gerek. Çünkü keşfettiğiniz sandıklar veya herhangi bir şeyin oyuna üst düzey bir katkısını göremediğimi söylemem lazım. Keşfettiğiniz sandıkların içerisinde bazen para, bazen ise daha değerli şeyler çıkabiliyor ancak oyunun gidişatına olan etkisi minimum seviyede. Sadece başarım canavarları için büyük bir önem taşıyor gibi görünüyor.

Peki nedir bu keşfedilen şeyler? Oyun içerisinde keşfedilmeyi bekleyen tonla şey bulunuyor. Bunlar sadece yukarıda bahsettiğim sandıklardan ibaret değil. Örneğin, harita içerisinde belirli lokasyonlarda “örs” diye tabir edebileceğimiz kayıt ve gelişim lokasyonları bulunuyor. Bu örsler genellikle kumun altına gömülü ve eldiven sayesinde ortaya çıkartabiliyorsunuz. Ortaya çıktığı anda sizin eliniz ayağınız konumuna gelen bu örsler, hem oyunu kaydetmenizi hem de Nyaal ile konuşmanızı sağlıyor. Ayrıca zırh geliştirmelerini de buradan yapabiliyorsunuz.

Vantage Point” haritada neleri keşfedebileceğinizi gösteren lokasyonlar olurken, “Sand Echo” gibi şeyler ise size dünya hakkında daha fazla detay vermek için ortaya çıkan ses kayıtları olarak tanımlanabilir. Bu bahsettiklerim gibi keşfedilmeyi bekleyen tonlarca şey bulunuyor oyun içerisinde. “Heavenly Shrine”, “Wildlife Habitat” veya “Elite Foe” gibi her lokasyonda farklı bir durumla karşılaşacağınızın garantisini sunabilirim.

Kumların altına batmış bir hikaye ve bu hikayeyi yüzeye çıkartmak isteyen karakterimiz. Atlas Fallen incelemesine hoş geldiniz dostlar. Oyunu enine boyuna inceleyeceğiz, yer yer öveceğiz ancak yer yer kuma geri batıracağız. Benim için bu inceleme çok önemli çünkü son dönemlerde oynadığım en ilginç oyunlardan birisi olmayı başardı. Hadi, sizi daha fazla bekletmeden incelemeye geçelim;
Karakter kişiselleştirme

Karakter kişiselleştirme ve yetenek sistemi nasıl işliyor?

Oyuna ilk girdiğiniz an kendi karakterinizin görünümünü oluşturmanız isteniyor sizlerden. Saç-baş, sakal veya yara izi gibi klasik oluşumları seçtikten sonra eldivenle tanışmanız da çok uzun bir süre almıyor. Bu başlık altında anlatacağım daha önemli şey ise yetenek sistemi ve “Essence Stone” dediğimiz taşlar.

Oyunun dövüş sistemi gerçekten çok eğlenceli. Bu kısma bir alt başlıkta değineceğim ancak “Essence Stone” dediğimiz şeyi şu şekilde özetlememiz gerekiyor; Bu taşlar dünyanın belirli lokasyonlarında bulunabilir. Bazen bir sandıktan çıkıyor, bazen ise bir düşmanı yendiğiniz zaman sahip olabiliyorsunuz. Hatta bazen tüccarlardan bile satın aldığınız olabiliyor. Bu taşlar, karakterinizin dövüş sisteminin temelini oluşturan bazı hareketlerin ve oluşumların temeli denebilir. Yine keşif içerisinde bulunabilen veya zorlu düşmanları yendikten sonra toplanabilen bazı Essence Stone’lar (ben artık kısaca yetenek taşları diyeceğim) bulunuyor. Bu yetenekler karakterimizin kişisel yeteneklerinden biraz daha farklı işliyor diyebiliriz.

Tier 1, Tier 2 ve Tier 3 olarak adlandırılan bölmeler içerisine yerleştirdiğiniz yetenek taşları, oyun içerisindeki combat sisteminizin en temel yapısı aslında. Her Tier içerisine 1 ana ve 3 yan yetenek koyabiliyorsunuz. Ana yetenekler genellikle dövüş esnasında düşmanlara hasar vermek üzerine kuruluyken, yan yetenekler ise daha çok pasif ve momentum yükseldikçe ortaya çıkan yetenekler. Haydaa, bu momentum ne şimdi? Hemen açıklıyorum;

Momentum, dövüş esnasındaki işleyişiniz aslında. Kısaca böyle tanımlanabilir sanırım. Sıfırdan başlayan bu süreç, dövüşün gidişatına göre şekilleniyor. Düşman ne kadar zorlu ve uzun bir sürede yenilebiliyorsa, momentum da o kadar artarak silahlarınızı büyütüyor ve daha fazla hasar vermenize olanak tanıyor. Yani momentum dediğimiz şey aslında bir bar ve bu bar, siz dövüştükçe dolarak daha fazla hasar vermenizi sağlayan bir özellik aslında. Yukarıda bahsettiğim yetenek taşlarından pasif olanlarının çoğu bu momentum ile eşdeğer süreçte ilerliyor. Daha basit bir örnek vermem gerekirse; Bir yetenek, düşmandan aldığınız hasarı kum sayesinde düşürüyor. Ancak bu yetenek pasif bir süreçte ve aktif hale getirmek için momentumu yükseltmeniz gerekiyor. Momentum barı bu yeteneğin olduğu Tier noktasına geldiğinde pasif olan özellik otomatik olarak aktif hale geliyor.

Atlas Fallen İnceleme
Essence Stone taşları ve Tier seviyesine örnek

Biraz kafa karıştırıcı olsa bile oyun içerisinde 2-3 saati devirdikten sonra konuyu çok daha net bir şekilde anlamaya başlıyorsunuz. Özellikle bu “Essence Stone” olarak bahsettiğim taşlar combat tarafına çok farklı özellikler sunabiliyor.

Şimdi “Essence Stone” dediğim taşlara geri dönelim. Keşiflerde bulunabiliyor ve bu bahsettiğim yeteneklerin temelidir dedik. Bu taşlar ile yukarıda bahsettiğim dövüş yetenekleri açabiliyorsunuz. Yetenekler yükseldikçe daha farklı kombinasyonlar yapmanız da olası hale gelmeye başlıyor.

Tabii karakterimizin kendi yetenekleri de var. Bu yetenek ağacı içerisinde oyun anlayışınızı bir üst noktaya taşıyan bazı yetenekler olduğunu göreceksiniz. Ancak kişisel görüşüm, çoğu yeteneğin pek bir işe yaramadığı kanaatinde. Yani “perk” sistemiyle açabildiğiniz bu yetenekler olsa da olur olmasa da. Bana göre oyuna pek bir artı sunmuyor. Ayrıca yukarıda bahsettiğim Essence Stone’ların bazıları da gerçekten oyun boyunca asla ihtiyacınız olmayan yeteneklerden ibaret. Kullansanız da olur kullanmasanız da misali.

Uçmalı-kaçmalı dövüş arayanlara ilaç gibi gelen mekanikler

Oyunun belki de en eğlenceli bulduğum kısmı dövüş mekanikleri oldu. Souls tarzıyla Hack & Slash’i birleştiren bir yapı sunduğunu söyleyebilirim. Karakterimiz eldiven güçlerinden mütevellit oldukça akrobatik hareketler yapabiliyor. Ancak düşmanlarla yüzleşmek öyle sandığınız kadar kolay olmayabiliyor. Souls ve Hack & Slash tarzında olduğunu söyledik ama biraz bunu örneklendirmek lazım;

Souls tarafına benziyor çünkü düşmanların zayıf ve güçlü noktaları var. Bu noktalardan birine kilitlenerek odağınızı oraya kaydırabiliyorsunuz. Ayrıca en önemli benzerlik ise düşmanların yaptığı hareketler ve verdiği hasar miktarı. Sizin hasarınız ile düşmanın hasarı asla eşit değil. Her ne kadar eldiven gücüne sahip olsanız bile sizden bir alt seviyedeki düşmanla karşılaşmak zorlayıcı bir hale gelebiliyor. Elbette bahsettiğim bu düşmanlar sağda solda karşınıza çıkan ve “minyon” diye tabir edebileceğim ufak yaratıklar değil. Oyundaki büyük ve heybetli düşmanlardan bahsediyorum elbette. Ayrıca bu canavarların hareketleri her zaman ezberlenemiyor maalesef. Yani saldırı türleri sırasıyla işlemeyebiliyor. Ayrıca size saldırırken ortaya çıkan kırmızı işaretleri de kaçırırsanız büyük hasarlar yemeniz çok olası.

Hack & Slash türüne olan benzerliği ise genel yapısından kaynaklanıyor aslında. Düşmanlara hızlı ve seri ataklar yapabilmeniz oldukça normal. Üstüne üstlük yaptığınız bu atakların akrobatik anlamda güçlü olduğunu da belirtmem gerekli. Uçarak-kaçarak dövüşebiliyorsunuz yani kısacası. Canavarların zayıf ve güçlü bölgelerinin olması combat tarafına güzel stratejik unsurlar da sunmuyor değil. Bir düşmanın en çok hangi bölgesine saldırmanız gerektiğini ve nasıl bir stil uygulayacağınızı kendiniz belirlemelisiniz. E haliyle bu durum oyuna güzel bir etkileşim katıyor. Canavarlara uyguladığınız combat stilleri ve taktiksel süreç sayesinde oldukça eğlenceli bir dövüş sisteminin yer aldığını belirtmem gerekli. Benim oyun içerisinde belki de en çok keyif aldığım konulardan birisi bu durum oldu. Ama bir diğer yandan düşman çeşitliliğinin çok az olduğunu söylemem gerekir. Sanırım oyun içerisinde 5-6 farklı düşman çeşidi var ve bunların hepsi kumların içerisinde yaşayan yaratıklar. Çok özel 1-2 tane bölüm sonu canavarı dışında farklı ve beni şaşırtan bir düşman ile karşılaşamadım.

Atlas Fallen İnceleme
Güzel manzaraları var

Görselde iyi ama teknik anlamda sorunları var

Atlas Fallen görsel açıdan oldukça güçlü bir oyun. Haritaların büyük olduğunu düşünürsek görüş açısı oldukça yüksek ve pikselleşmeden karşınıza sunulabiliyor. Şayet iyi bir sisteminiz varsa. Çünkü oyun sistem yoran cinsten bir çalışma prensibine sahip. Özellikle RAM tüketimi biraz fazla. Bu yüzden minimum 16 GB RAM’li bir sistemde oynamanızı tavsiye ediyorum. Görsel anlamda ağzı sulandıran durumlar söz konusu değil ama günümüzde downgrade sürecini tercih eden oyunlara bakacak olursak ortada gerçekten iyi bir iş olduğunu söylemeliyim.

Teknik açıdan yer yer sevindirse bile birçok hatayla karşılaştığımı anlamışsınızdır zaten. Oyunun optimizasyonu şu an için gayet yeterli. Kafa karıştırıcı bir nokta ise FPS düşüşlerinin yaşandığı bölgelerde başlıyor. Oyunlarda genellikle sistemin yetmediği kalabalık şehirler, büyük yapılar veya aksiyonu bol sahnelerde FPS düşüşleri yaşanırdı. Ancak Atlas Fallen içerisinde bu tam tersi bir konumda ilerliyor. Kalabalık lokasyonlarda veya tabiri caizse patlamalı-çatlamalı durumlarda optimizasyon sapsağlam çalışırken, bomboş çöllerde FPS düşüşleri yaşadığım zamanlar oldu. Ancak oyunu baltalayan veya bu FPS düşüşü sebebiyle sinirimin bozulduğu bir durum olmadı.

Bir diğer tarafta ise oyun içi hataların var olduğu yadsınamaz bir gerçek. Karakterin taşların, duvarların veya yolların içine girmesinden tutun, kum olmayan bölgelerde bile kaymasına kadar saçma bazı hatalara denk geldim. Ayrıca kaplama konusunda her ne kadar başarılı bir oyun olsa bile bazı durumlarda sapıttığını ve karakterimizin kaplamaların içine girdiğini gördüm. Hatta olmayan bazı modellerin tepesine bile çıkmışlığım bulunuyor. Aşağıda bulabilirsiniz;

Ancak bu durumlar oyunun genel gidişatını bozan hatalar değil neticede. Zaten ben oyunu incelerken henüz bir “first day patch” almadığını da söyleyeyim. Bu sebeple siz bu incelemeyi okurken oyun çıkmışsa şayet, ilk güncelleme ile bu tür hataların yok olduğunu görmemiz çok olası.

Bitiriyorum, söz!

Aslında bahsedilecek ve anlatılacak çok daha fazla şey var ancak okumanın günümüzde ne kadar yorucu geldiğini maalesef biliyorum. Özellikle bu tarz oyun incelemeleri artık pek fazla rağbet görmediğinden yazıyı uzun tutmanın bir manası da yok diyelim. Açıkçası Atlas Fallen yeri geldiğinde eğlenceli ancak yeri geldiğinde “bu ne ya?” dediğiniz bir kafaya sahip.

Oyunun şüphesiz en eğlenceli kısmı dövüş mekanikleri. Stratejik saldırılar geliştirebiliyor, momentum kullanarak düşmanlara karşı olan yaklaşımlarınızda çok daha farklı yollar çizebiliyorsunuz. Ayrıca Souls ve Hack & Slash türlerinin karışımı bir mekanik içerisinde oynamak oldukça keyifli duruyor. Bir diğer yandan oyunun senaryo kısmı ilk başlarda çok sıkıcı ancak ilerleyen süreçlerde daha heyecan verici bazı noktalara parmak bastığını göreceksiniz. Ancak o noktaya gelene kadar sıkılmak oldukça normal görünüyor.

Karakteriniz ile de aranızda bir bağ kuramıyorsunuz maalesef. Bu tür oyunlarda senaryoya bağlı olarak aradığım en önemli özelliklerden birisi, kontrol ettiğim karakterin bana geçirdiği duygu durumu. Ancak burada öyle bir durum pek söz konusu değil gibi. Yani düz bir aksiyon-açık dünya oyunu olarak bakılacaksa gayet iyi ancak daha derin konulara ineceksek ortalama bir yapıya sahip diyeyim sizlere.

Yer yer karşılaştığım hataları pek fazla dillendirmeye gerek yok çünkü nedenini yukarıda belirttim. Karakter ve momentum yeteneklerinin çoğu ise oyuna pek bir derinlik katamıyor. Evet, combat anlamında gayet iyi bir iş var ancak bu combat’ı momentum yetenekleriyle birleştirmek çok basit. Yani oyun başında seçeceğiniz 4-5 farklı Essence Stone ile oyunun sonuna kadar gelebiliyorsunuz.

Evet dostlar, diyeceklerim bu kadar. Umarım yazıyı beğenmiş ve aklınızdaki şüpheleri gidermişsinizdir. Bir sonraki incelemede görüşmek üzere, keyifli oyunlar!

Atlas Fallen - Nihai Puan
Atlas Fallen – Nihai Puan
Atakan Gümrükçüoğlu
Atakan Gümrükçüoğlu
Babadan gelme video oyun tutkunluğumun önüne geçemiyor, yazdıkça yazıyor ve en sonunda tekrar oyun oynuyorum. Fighting Force ile başlayan maceram günümüz popülaritesine kadar uzanıyor...

2 YORUMLAR

guest

2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Ataritalı
Ataritalı
10 Ağustos 2023 11:47

Forspoken’da yapılan hata tekrarlanmış. Geniş bir oyun evrenine bir şey koymadan oyunu çıkarmak ta moda oldu bu dönemde. Şahsen ben sizin kadar sabırlı olmadığım için boş boş gezinmekten sıkılıp iade ettim. Elden Ring’in değerini her geçen gün daha iyi anlıyorum.

Ataritalı
Ataritalı
10 Ağustos 2023 17:36

İnceleyen arkadaşın eline sağlık, keyifle okudum

Daha Fazla Atarita

Oyun Gündemi:

Kumların altına batmış bir hikaye ve bu hikayeyi yüzeye çıkartmak isteyen karakterimiz. Atlas Fallen incelemesine hoş geldiniz dostlar. Oyunu enine boyuna inceleyeceğiz, yer yer öveceğiz ancak yer yer kuma geri batıracağız. Benim için bu inceleme çok önemli çünkü son dönemlerde oynadığım en ilginç oyunlardan...Atlas Fallen İnceleme